Koronavirüs Sürecinde Kurumlar Önce Çalışanlarını Anlamalı

13 Mart 2020, Cuma

Koronavirüs bir süredir dünya gündemini domine etse de tam bir VUCA örneği olduğuna inandığım bu pandemi vakasında kontrolümüz dışında gelişen ve riskli bir değişken olan virüsün ülkemizde tespit edilmesiyle birlikte herkesin bu konuya olan hassasiyeti ve stres bazındaki tepkileri ciddi şekilde değişiklik gösterdi. Bir gün öncesinde Koronavirüs riski hâlâ hayatımızdayken temel önlemleri almayan insanlar, bugün eczanelerdeki dezenfektanları 10’ar 10’ar satın alma eğilimi göstermeye başladı.

İnsanlar neden böyle bir tepki gösteriyor?

Bu sorunun cevabı, aniden yükselen kaygıda yatıyor. Beynimizdeki limbik sistem var oluşumuzu devam ettirmeye ve dolayısıyla güven duygusunu hakim kılmaya odaklanıyor. Ani değişiklikler ve özellikle belirsizlik limbik beynimizin risk algısını bir anda artırıyor ve insanın kaygı alanına geçiş yapmasına neden oluyor. Bu fazda yüksek derecede stres hakim olduğu için kortizolün de etkisiyle beynimizin mantık, rakam, analitik düşünce ve karmaşık problemleri çözme gibi konulardan sorumlu bölümü neokorteksin performansı düşebiliyor. Kaygı alanındaki insan, parçası olduğu gruplardan çok kendini düşünme eğilimi gösterebiliyor.

Peki ülkemizdeki vaka açıklanmadan önce insanlar neden tam olarak kaygı alanında değildi?

Bu durum insanın risk algısından kaynaklanıyor. İnsan beyni, temel olarak lineer şekilde artış gösteren riskleri daha kolay algılayabiliyor ve mantıklı önlemler alma eğilimi gösterebiliyor. Ancak lineer şekilde artmayan ve artış eğrisi zamanla ya da bir anda yükselen riskleri net şekilde algılamakta zorlanıyor. Bunun en yerinde örneklerinden biriyse deprem: Hepimiz İstanbul’da büyük bir deprem olacağını biliyoruz. Ancak zamanını, şiddetini ve sonuçlarını net şekilde bilmediğimiz için “X şehrinde Y derecesinde deprem oldu” şeklindeki haberleri okumadıkça bu riski pek gündemde tutamayabiliyoruz.

Gelecek Günler Neler Getirebilir?

Konfor alanı psikolojisi perspektifinden değerlendirdiğimizde iki senaryo ön plana çıkıyor.

Eğer virüs salgını hakkında uzun bir süre negatif haberlere maruz kalmazsak beyinlerimiz bu stresi normalize edebilir ve azalan stresle beraber kaygı alanından uzaklaşabilir. Bunun üzerine olumlu haberler de gelirse insanların algılarındaki sis perdesi kısa zamanda kalkabilir ve her şey hızla normale dönebilir.

Her geçen gün negatif vakaların artması durumundaysa kaygı oranı daha da yükselecektir.

Sonuç olarak, söz konusu salgın tıbbi bir husus olmaktan çıkıp sosyolojik boyutlara ulaşabilir. Zaman içerisinde salgına bir çözüm bulunsa bile insanlar kaygı alanlarından bir anda çıkamayarak temkinli yaklaşımlarını bir süre daha devam ettirme eğilimi gösterebilirler.

Kurumlar Bu Süreci Nasıl Yönetmeli?

Kurumlar elbette tıbbi açıdan önemlerini almalı. Ancak bununla da kalmayıp çalışanlarının duygusal durumlarını da mercek altına alıp gerekli adımları atmalılar.

İnsanı tanıyın. Kurumlardaki karar vericilerin insan biyolojisini ve psikolojisini çok iyi anlaması gerekiyor. Simon Sinek’in de dediği gibi, insanı doğru anlayabilirsek elimizdeki araçları daha iyi kullanabilir ve yeni çözümler üretebiliriz. Bu noktada nörobilim, konfor alanı psikolojisi ve hormonlarımız bazında bir farkındalık yaratmak, insanın VUCA dünyasına karşı verdiği tepkileri anlamlandırmamıza yardımcı olacaktır. Anlamlandırabilmek de yönetsel olarak en doğru kararları vermemizi sağlayabilir.

Çalışanlarınızın stresini azaltma yolları geliştirin. Bunun ilk adımı, çalışanlarınızı dinlemek. Ekiplerinizdeki birim liderlerinden çalışanlarınızın duygusal durumları hakkında sizi bilgilendirmelerini isteyin. Bu şekilde, üzerinde durulması gereken en temel stres noktalarını belirleme ve bunlara çözüm üretme şansınız olabilir.

Evden çalışma sistemi. Bugün kurumların alabileceği en hızlı ve yerinde kararlardan biri evden çalışma konusu olabilir. Ofislerinizde her türlü önlemi almış olabilirsiniz. Ancak bu tür önlemler bile limbik beyinlerimizdeki stres algısını bir anda düşüremeyebilir. Zira kaygı, kolay kolay değiştirilebilecek bir duygu değil. Ayrıca toplu taşıma gibi unsurlar üzerinde bir kontrolünüz olmadığını unutmamanız da faydalı olabilir.

Performans baskısı yapmayın. Koronavirüs vakası temelde insani bir mesele olsa da bazı karar vericiler evden çalışma konusunu olası bir performans düşüşü olarak yorumlayabilir. Ancak araştırmalar ışığında mevcut durumu yorumladığımızda kaygı alanındaki çalışanların ofislerinde de performans düşüşü yaşayabileceğini söyleyebiliriz. Gelin, limbik beynimizdeki stres oranı ve mantıksal aktivitelerden sorumlu neokorteksimizin arasında nasıl performans ilişkisi olduğuna birlikte bakalım:

  • Limbik beynimizdeki stres algısı düşükken neokorteksimiz vasat performans sergiliyor.
  • Limbik beynimizdeki stres algısı optimumdayken neokorteksimizdeki performans artıyor.
  • Limbik beynimizdeki stres algısı çok fazlayken neokorteks performansımız düşüyor.

Diğer bir deyişle, eğer çalışanlarınızın evden çıkıp eve dönene kadar yaşadıkları tecrübe streslerini kaygı seviyesine çıkarıyorsa onlardan ofislerinde yüksek performans beklemek pek mantıklı olmayabilir. Bu nedenle atılacak en önemli adım onların daha güvende hissetmelerini sağlamak ve stres seviyelerini düşürmek için belirli bir süreliğine de olsa evden çalışma seçeneğini gündeme almak olacaktır.

Alternatif çözüm her zaman vardır. Bir önceki adımı gündeme almanız durumunda bazı kişilerin, “Toplantılarımız ve satışlarımız ne olacak?” gibi sorular üzerinde durması mümkün. Onlara insanın en büyük değer olduğunu hatırlatmanızda ve onları dijital dünyanın getirdiği online toplantı, dijital pazarlama ve e-ticaret kanalları gibi avantajları kullanmaları konusunda cesaretlendirmenizde yarar var.

Olası senaryolar üzerine çalışmalar yapın. Bu zaman zarfında çalışanlarınızın duygusal durumunu da göz önüne alarak farklı senaryolar üzerinde çalışın ve çözümler geliştirin. Bu gibi adımları önceden atmış olmanız, alabileceğiniz en önemli önlemlerden biri diyebiliriz. Ayrıca senaryo bazlı çalışmaların VUCA belirsizliğinin yarattığı sis perdesi etkisini hafifletebildiğini, bunun da stres yönetiminde olumlu sonuçlar doğurduğunu unutmayın.

Bu pandemi vakası bize VUCA’nın başka bir boyutunu daha göstermiş oldu. Elbette kontrolümüz dışındaki bu etkeni çok iyi anlamalı ve ona karşı önemler almalıyız. Ancak bu gelişmenin tıbbi sonuçlarına ek olarak, iş ve sosyal hayatı etkileyen yegane unsurun insan algısından geçtiğini unutmamak gerekiyor. Çünkü bugün üzerinde durduğumuz pandemi yarın başka şekillerde karşımıza çıkacak. Problemin adı değişse de bundan etkilenecek unsur her zaman insan olarak kalacak. Bu nedenle her VUCA örneğinde olduğu gibi bu vakayı da insanı en doğru şekilde anlayarak yönetmek önem arz ediyor.

Paylaş:

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş