Koronavirüs hem günlük yaşamımız hem de iş hayatımızda yarattığı değişimle bir süredir gündemimizin merkezinde yer alıyor ve almaya da devam edecek gibi görünüyor. Virüs iki ay gibi bir sürede dünyanın önemli bir kısmına yayıldı ve yarattığı sosyal ve ekonomik değişimle birlikte dünya tarihinde bir ilk oluşuyla kendisine bir milat denilecek kadar büyük bir etki yarattı.

Salgın dünya genelinde 100’den fazla ülkede eş zamanlı olarak görülmesiyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak ilan edildi. John Hopkins’in sunduğu ve sürekli güncellenen Covid19 haritasına göre bu salgından en çok etkilenen ülkeler Çin, İtalya, Amerika, İspanya ve Almanya oldu. Salgın daha geniş bir coğrafyaya yayılırken çok sayıda insanın da hayatını kaybetmesine yol açtı. Mevcut durumda hayatta kalmak tüm dünya vatandaşlarının en temel amacı haline geldi.

Bunun yanı sıra pandemi küresel bazda ciddi bir ekonomik belirsizlik yarattı ve dünya ekonomisini durma noktasına getirdi.  Küresel tedarik zincirinde virüs salgını kaynaklı yaşanacak sorunların ABD ve çeşitli AB ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyayı olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Peki koronavirüs gerçekten öngörülemez bir olay mıydı yoksa dünya göz göre göre gelen bu riske hazırlıksız mı yakalandı?

Aslında uzun yıllardır yazılan birçok rapor incelendiğinde koronavirüsün ayak sesleri hissediliyor. Şiddeti bu denli büyük olmasa da benzer vakalar 2004 yılında SARS, 2009’da H1N1(domuz gribi) ve 2015 yılında ebola ile yaşanmıştı. Pandemics: Risks, Impacts, and Mitigation ve Avrupa Çevre Ajansı 2015 yılında yayınladığı  Changing disease burdens and risks of pandemics çalışmasında, yaşanacak olası bir salgının uluslararası seyahat ve virüsün mutasyona uğraması gibi sebeplerle daha hızlı yayılabileceğine değiniyor ve DSÖ’nün dünyanın bu duruma hazırlıklı olmadığına dair uyarına ve böylesi olası büyük bir salgının ekonomik ve sosyal etkilerine yer veriyor.

Peki bir böylesi bir kriz durumu için risk öngörü süreci nasıl ilerliyor? Yazar, konuşmacı ve stratejist gibi çok çeşitli sıfatlarla tanıdığımız Michele Wucker, doğru bir süreç için gereken aşamaları şöyle sıralıyor:

1.Aşama Riski yadsıma veya yok sayma. Koronavirüs konusunda bu aşama vakaların Çin’de çıktığı gün başlamıştı. Bu tarih aslında tüm dünya için riskin eş zamanlı olarak başladığı gündü. Bu virüsün sadece Çin ile sınırlığı kalacağı düşünülmesi, riski yadsımaktır. Hayatta karşımıza çıkan böyle riskli durumlarda mutlaka “Ya bu işin seyri değişirse, kapsamı ve etki alanı değişirse” şeklinde bir bakış açısına yer vermek, yani risk alternatifleri geliştirmek gerekiyor. Dolayısıyla bu, konuya dair stratejik yaklaşımın sergilenmesi gereken aşama çünkü stratejik düşünce sadece olumlu senaryoların geliştirilmesini değil olumsuz durumlarda da mevcut durumun ne kadar olumsuzlaşabileceğine dair kestirimler yapabilmeyi de gerektirir.

2.Aşama: Problemi fark etmek ancak çözüm için yeterli kaynağın olmadığı veya bu kaynaklara nasıl erişilebileceğinin  bilinmemesi sebebi ile geçiştirmek. Bu durumda farkındalık kazanılmış olsa da ne yazık ki doğru araştırma yapılmaması, konuya dair detaylı bilgi sağlanamaması sebebiyle çekimser kalınarak geçirilebiliyor.

3.Aşama: En önemli aşamadır. Eğer ikinci aşamada probleme dair yeterli araştırma yapılıp detaylara dair bilgi sahibi olunursa bu aşamada problemi çözme amaçlı gerçekçi planlar yapılabilir. Neler yapılabileceğinin yanı sıra sorunu çözmek için işbirliği yapılır, doğru paydaşlar belirlenir ve karşılaşılacak zorluklar önceliklendirilir. Aşağıda örneğinden bahsedeceğim Güney Kore’nin koronavirüs döneminde proaktif şekilde yönettiği aşamadır.

4.Aşama: İlk üç aşamada konuya dair yeterli gayret sarf edilmediği takdirde panik halinin yaşanacağı aşamadır. En baştan itibaren doğru bir teşhis süreci yürütüldüğündeyse kolaylıkla atlatılabilecek evredir.

5. Aşama: Risk belirgin hale geldiğinde kriz durumu yaşanmadan eyleme geçmeyi sağlayan aşamadır.

Gelin şimdi Güney Kore bu aşamalarda nasıl bir yöntem izlemiş birlikte inceleyelim.

Risk Yönetiminde Güney Kore’den Öğrenilmesi Gerekenler

Koronavirüsle savaşında tüm dünyadan farklı ve proaktif bir risk yönetimi izleyen Güney Kore bu süreci daha önce gerçekleşen salgınlardan yaptığı çıkarımlar doğrultusunda risk yönetimi için yukarıda sıraladığım adımların üçüncüsünden başlayarak ele aldı.

Korean Journal of Internal Medicine’da yayınlanan bir makaleye göre 4 Mayıs 2015’te Ortadoğu seyahatinden dönen bir kişi 15 Mayısta Pyeongtaek St. Mary’s Hospital’e şikayetleriyle geliyor ve daha sonrasında da durumunun kötüleşmesiyle 20 Mayısta Seoul’daki Samsung Medical Center’a transfer ediliyor. Geçen süre zarfında ise 20 Mayıs’ta hastada MERS tespit edildiğindeyse salgını durdurmak için çok geç kalınmış oluyor çünkü hastalık ilk ziyaret edilen hastanedeki 36 kişiye çoktan bulaşmış oluyor. Benzer şekilde hastalığın tespitinden dokuz gün sonraysa Samsung Medical Center’da bir hastaya da virüs bulaştığı tespit edilmiş. Ancak her ne kadar bu hasta izolasyon odasına alınsa da hastalığı toplamda 82 kişiye bulaştırmıştı.

Covid-19 vakasındaysa MERS’te yaşananlardan öğrenilenler aksiyon geliştirmede kullanıldı. Güney Kore, 2015 ten  bugüne geçen sürede yeni bir salgın riskini göz önünde bulundurarak bu doğrultuda stratejik plan geliştirdi. MERS salgınında hastanede yaşanan virüs bulaşma durumunu keşfettiler ve bu sayede hastane enfeksiyonunu kontrol altına alma ve önlemede ciddi aşama kaydettiler. Yani biraz önce bahsettiğim 3. Aşama risk yönetiminde hep canlı tutuldu, çalışmalar sürdürüldü.

Güney Kore yine aynı vakadan test kitlerinin bulaşıcı bir hastalığı kontrol altına almada temel şart olduğunu öğrendi. Daha sonra virüsün tespiti için test kiti üretimi lisanslamaları yapıldı.

Test istasyonlarının kurulması, virüs tespit edilenlere yapılacak uygulamalar, okulların kapatılması, ulaşımın durdurulması ve sınırların kapatılması gibi salgın anında alınması gereken birçok tedbir bu planda yer aldı.

2020 yılında gelindiğindeyse Güney Kore'de henüz birkaç Covid-19 vakası görülmüşken 7 Şubat'ta yeni test kiti denenmeye ve bölge sağlık merkezlerine gönderilmeye başladı. Bu yeni test kiti sayesinde Güney Kore sadece 12 gün içerisinde 2 bin 900 vakayı tespit etti. Yaptığı test sayısı ve diğer istatistiklerin de gösterdiği üzere vaka sayısına nazaran ölüm oranının düşük seviyelerde olmasını sağladı.

MERS salgınında kimin enfekte olduğu ve hangi hastanede olduğu açıklanmamıştı, dolayısıyla veri girişinde eksiklikler mevcuttu. Bugün yaşanan salgındaysa Güney Kore hükümeti bilgilendirme amacıyla Covid-19 taşıyan kişilerin cep telefonu, kredi kartı ve diğer bilgilerini yüklediği bir uygulama geliştirildi. Uygulamadaki güncel bilgiler sayesinde testi pozitif çıkanlarla temas yaşayanların haberdar edilmesi sağlandı.

Yani Güney Kore çıkardığı dersler sayesinde yukarıda yer verdiğim üç numaralı risk aşamasını başarıyla tamamladığı için dört numaralı panik aşamasını atlayarak beş numaralı aksiyon aşaması için düğmeye bastı.

Sonuç olarak, potansiyel risk yönetiminde, tekrar başımıza gelmeyeceği düşüncesine kendimizi bırakmadan daha önce yaşanmış problemlerin aksayan yönlerini doğru tespit edebilmek ve uygulamaya yönelik detaylı planlama yapmak oldukça kritik. Bu yaklaşım tarzı zaman kaybı olarak düşünülse de aslında geleceğe yönelik önemli bir yatırım niteliğinde. Risk yönetimini aşamalandırarak kriz anında panik yaşamadan eyleme geçebilmek böylesi süreçlerde büyük önem taşıyor.

Bu yazının konusu: RİSK YÖNETİMİ
Önerilen Konular:
Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş