AB, sınırları içindeki 182 milyon çalışan için daha şeffaf ve öngörülebilir çalışma koşulları yaratmak istediğini beyan ediyor ve uzun zamandır çalışanların refahını artırmaya kararlı. AB’nin bu hedef doğrultusunda attığı adımlar şu şekilde:

  • Üye devletlerin Ağustos 2022'ye kadar yürürlüğe koymaları gereken Şeffaf ve Öngörülebilir Çalışma Koşulları Direktifi, çalışanların daha iyi korunmasını ve işgücü piyasasının şeffaflığını artırmayı hedefliyor.
  • 2019'da yürürlüğe giren İş-Yaşam Dengesi Direktifi, babalık, ebeveynlik ve kariyer izinlerinin yanı sıra esnek çalışma düzenlemeleri için asgari standartlar belirlemeyi amaçlıyor.
  • Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD), Mayıs 2024'ten itibaren 40 milyon Avro net ciroya, 20 milyon Avro varlığa veya 250 veya daha fazla çalışana sahip tüm şirketlerin bir dizi sürdürülebilirlik sorununu nasıl ele aldıkları hakkında ayrıntılı bir rapor yayınlamasını zorunlu kılıyor.

Son yıllarda pek çok şirket, karbon emisyonlarını ve küresel iklim değişikliği riskini azaltmak için bir baş sürdürülebilirlik sorumlusu işe aldı ve bir dizi yüksek öncelikli program oluşturdu. Bu yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesi yeni bir döneme işaret ediyor. Artık sürdürülebilirlik kavramını işgücüyle ilgili benzer kritik konuları da kapsayacak şekilde genişletmenin zamanı geldi. Ben buna insan sürdürülebilirliği diyorum.

İnsan sürdürülebilirliği; çeşitlilik ve kapsayıcılık, refah, çalışan güvenliği ve adil ücret dahil olmak üzere kurumsal insan sermayesi uygulamalarına bütünsel bir yaklaşım getiriyor. Bu yaklaşıma göre insan sermayesi konuları C-seviyeye taşınmalı ve İK yöneticileri sürdürülebilirlik sorumlularıyla birlikte çalışmalı. Yani çalışanlarınızın refahını artırmaya yönelik çalışırken, her ne kadar iyi niyetli olsanız ve bu konuya ne kadar çok kaynak ayırmış olsanız da artık sistemsiz hareket edemezsiniz. Çünkü bu tür sistemsiz çabalar şimdiye kadar etkisiz kaldı.

AB temelde tüm bu "İK programlarının" İK'dan çok daha kapsamlı olduğunu ifade ediyor: Bunlar artık küresel vatandaşlık yükümlülükleri kategorisine giriyor. Şirketler de bu ölçütleri bu şekilde ele almalı ve raporlamalı.

Şirketinizde İnsan Sürdürülebilirliğini Sağlamak

Avrupalı ve ABD'li şirketlerle Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlaması Direktifi'ne nasıl hazırlandıkları ve insan sürdürülebilirliği ölçütlerini nasıl geliştirdikleri hakkında konuşuyorum. İşte bu konuya dair birkaç örnek:

  • Heineken, dünya çapında, içecek satışları yapmasına yardımcı olan tüm sözleşmeli çalışanları için insan hakları, adil ücret ve hatta yaşam koşullarına ilişkin standart ölçümler geliştirdi.
  • Kurumsal yazılım lideri SAP, sektörde öncü olan çeşitlilik programını yeni ücret eşitliği ve sürdürülebilirlik girişimleriyle birleştirdi. Örneğin, şirket artık tüm ücret aralıklarını açık bir şekilde yayınlıyor, böylece çalışanlar hangi seviyede olduklarını ve yayınlanan tüm yeni işler için ücret ölçeklerini görebiliyorlar. Buna paralel olarak, nöroçeşitlilik gösteren çalışanlar için işe alım ve işyeri desteği sağlıyor. Şirket, aşamalı bir cinsiyete dayalı ücret eşitliği analizi yaptıktan sonra, kadınların üst düzey liderliğe terfi ettirilmesi için çok agresif bir program başlattı. Bunların hepsi uzun vadeli "insan sürdürülebilirliği" stratejileridir.
  • Finansal hizmetler firması Liberty Mutual, hızlanan iklim değişikliği karşısında müşterilerinin, ortaklarının ve çalışanlarının küresel risklerini sınırlandırmada insan sürdürülebilirliğini bir faktör olarak görüyor. Daha önce kurumsal yetenek uygulamalarından sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapan baş sürdürülebilirlik sorumlusu Francis Hyatt, küresel iklim sorunlarının firmanın risk yönetimi yaklaşımına nasıl entegre edildiğini denetliyor ve çalışanlar, bayiler ve müşteriler için sürdürülebilirlik çözümlerini teşvik ediyor. Şirket, kuşak ve cinsiyet eşitliği programlarını da destekliyor. Hyatt, çalışanlara uzun vadeli güvenlik ve başarılarının şirketin genel sürdürülebilirlik stratejisinin bir parçası olduğunu iletiyor. Başka bir deyişle, bu yeni iş fonksiyonu markanın mevcut İK çalışmalarını sürdürülebilirlik ve gezegene yardım bağlamında birleştiriyor.

Bu üç büyük şirketin ortak bir özelliği var. Üçü de insan sermayesi yatırımlarının sürdürülebilirlik bağlamında ele alındığında önem kazandığını keşfetmiş durumda.

Bu yaklaşımda değer görüyorsanız, işe nereden başlamalısınız? Avrupa Birliği'nin yeni ayrıntılı CSRD raporlama gerekliliklerine dayanarak, liderlerin sera gazı emisyonlarından cinsiyete göre ücretlendirmeye kadar çeşitli konuları kendi operasyonlarının yanı sıra tedarikçilerinin ve iş ortaklarının operasyonlarında da ele almaları gerekecek. Uyumluluk saati işlediğinden, sürdürülebilirliğin mümkün olduğunca erken bir zamanda operasyonların bir ayağı hâline gelmesini sağlamalısınız.

Asıl yapılması gereken, İK ekibinizin mümkün olan en kısa sürede ESG uzmanlarıyla birlikte çalışmaya başlayarak sürdürülebilirlik ölçütlerini ve stratejilerini iş hedeflerinize dahil etmelerini sağlamaktır. Bunun için İK, çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) ve ESG yöneticilerinizin yanı sıra kurumsal finans ve hukuk ekiplerinizden temsilcilerin de dahil olduğu bir ekip oluşturarak çalışanlarınıza yönelik bir sürdürülebilirlik programı tasarlayın. Son aşamada, bu hedeflerdeki ilerlemeniz yıllık raporunuzda ve diğer paydaş iletişimlerinde yer almalı. Böylece bu programlar şirket stratejinizin temel bir parçası olarak görülecektir.

PwC’nin yakın zamanda yaptığı bir araştırmaya göre, birçok CEO iklim riskinin önümüzdeki yıl maliyet profillerini ve tedarik zincirlerini etkileyeceğini öngörüyor. Ancak, bu zorluklara rağmen, ankete katılan CEO'ların yüzde 60'ı çalışan sayısını azaltmayı planlamıyor ve yüzde 80'i yetenekli çalışanları elde tutmanın önemini bildikleri için ücretleri düşürmeyeceklerini belirtiyor.

Bu gibi veriler, insan sürdürülebilirliğinin kurumsal büyüme stratejisinin vazgeçilmez bir parçası hâline geldiğini gösteriyor. Yakın bir gelecekte, yatırımcılar şirketlerin genel performansını incelerken kâr ve zararın yanı sıra refah girişimlerinin etkinliğini de önemli bir ölçüt sayacaklar.

Bulunduğunuz ülkede AB’nin yeni sürdürülebilirlik yasaları geçerli olmasa dahi, DEI, amaç, öğrenme ve gelişim gibi daha önce birbirinden kopuk olan çabaları "uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirlik" şemsiyesi altında bir araya getirmenin çok anlamlı olduğunu görmek zor olmamalı. Bu girişimleri geleceğinizi tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarını karşılamak olarak bile görebilirsiniz. Şahsen bu sürdürülebilirlik ölçüsünü kesinlikle destekliyorum.