COP31, iklim hedeflerinin belirlenmesinden çok bu hedeflerin nasıl hayata geçirileceğinin tartışılacağı bir döneme işaret ediyor. TSKB ve Escarus tarafından hazırlanan yeni rapor, Türkiye açısından iklim finansmanından enerji dönüşümüne, sanayinin karbonsuzlaşmasından iklim değişikliğine uyuma kadar öne çıkan dönüşüm alanlarını ortaya koyuyor.
Paris Anlaşması kapsamında gerçekleştirilen ilk Küresel Durum Değerlendirmesi'nin ardından küresel iklim gündeminde yeni bir dönem başladı. Artık temel soru yalnızca ülkelerin ne kadar iddialı iklim hedefleri belirlediği değil, bu hedefleri hangi finansman, yatırım ve uygulama mekanizmalarıyla hayata geçireceği.
Türkiye'nin Kasım ayında ev sahipliği yapacağı COP31 de bu dönüşümün önemli aşamalarından biri olacak. Türkiye, COP31'i “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon” vizyonuyla bir “Uygulama COP'u” olarak konumlandırırken; sıfır atık, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, iklim dirençli şehirler ve İklim Uygulama Köprüsü gibi başlıkları önceliklendiriyor.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) ve sürdürülebilirlik danışmanlığı iştiraki Escarus tarafından hazırlanan “COP31’e Doğru: Öncelikli Gündem Konuları ve Türkiye İçin Dönüşüm Fırsatı” başlıklı rapor da bu yeni dönemin Türkiye açısından yaratabileceği fırsatları ele alıyor.
Rapordan öne çıkan değerlendirmeler:
- İklim eylemi kamu politikalarının ötesine geçerek özel sektör, finans sektörü ve teknolojik yeniliklerin yön verdiği çok paydaşlı bir dönüşümü gerektiriyor.
- Türkiye, iklim finansmanına erişim kapasitesini güçlendirmeye ve sanayide düşük karbonlu yatırımları destekleyecek proje portföyünü geliştirmeye yönelik çalışmalarını hızlandırıyor. Bu kapsamda yürütülen ulusal kapasite geliştirme ve sanayide karbonsuzlaşma girişimleri, politika çerçeveleri ile finansal sistem arasındaki uyumu güçlendirerek özel sektör yatırımlarının önünü açmayı hedefliyor.
- Fiyat istikrarı ve enerji güvenliği açısından kritik bir konu olan elektrifikasyonun başta sanayi ile ulaşım sektörlerinde yaygınlaştırılması ve enerji-şebeke yatırımlarıyla birlikte ele alınması gerekiyor.
- İklim değişikliğine uyum yatırımlarının hızlandırılmasında kamu ve özel sektörün eşgüdümlü hareket etmesi, özel sektör yatırımlarının artırılması ve finansal teşviklerin güçlendirilmesi, uyum finansmanının ölçeklenebilmesinde önemli bir rol oynuyor.
- Finans kuruluşlarının fiziksel iklim risklerini; kredi tahsis, yatırım ve risk yönetimi süreçlerine entegre etmeleri ve sermaye akışlarını iklime dayanıklı yatırımlara yönlendirmeleri önem kazanıyor.
- Gelişmekte olan ülkelerde iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik; sermaye maliyetlerinin düşürülmesi, garanti ve sigorta gibi risk paylaşım araçlarının yaygınlaştırılması ve çok taraflı finans kuruluşlarının daha etkin rol üstlenmesi öncelik kazanıyor.
- Finansmanın tekil projeler yerine ülke düzeyindeki stratejik yatırım planlarıyla ilişkilendirilmesi, teknik kapasite, veri altyapısı ve ortak standartların geliştirilmesi de yatırım akışlarının hızlandırılmasında belirleyici hale geliyor.
- Su yönetimi, iklim değişikliğine uyum politikalarının temel bileşenlerinden biri olarak ele alınıyor. Su güvenliğinin sağlanması için iklim dirençli altyapıların yaygınlaştırılması, dijital teknolojilerden yararlanılması ve alternatif su kaynaklarına yönelik yatırımların hızlandırılması önem taşıyor.
- Adil geçiş, iklim hedeflerine ulaşırken yeni sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri önlemeyi hedefliyor. Düşük karbonlu ekonomiye geçişin sektörler ve bölgeler üzerindeki farklı etkileri dikkate alınarak geliştirilecek politika ve destek mekanizmaları, dönüşümün daha kapsayıcı ve uygulanabilir şekilde ilerlemesini sağlayacak temel unsurlar arasında yer alıyor.
COP31'in ardından asıl sınav başlayacak
TSKB ve Escarus'un raporunun ortaya koyduğu başlıklar, Türkiye'nin iklim gündeminin önümüzdeki dönemde yalnızca emisyon hedefleri üzerinden şekillenmeyeceğine işaret ediyor.
İklim finansmanının yatırımlara dönüşmesi, sanayinin dönüşümünün hızlanması, enerji altyapısının güçlendirilmesi, iklim risklerine karşı dayanıklılığın artırılması ve dönüşümün toplumun farklı kesimleri açısından adil biçimde yönetilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla COP31'in Türkiye açısından önemi yalnızca hangi kararların alındığıyla değil, bu kararların COP sonrasında hangi yatırımlara, politikalara ve kurumsal dönüşümlere dönüştürüleceğiyle ölçülecek.