Canınız İstemiyorsa Çalışmaya Nasıl Devam Edebilirsiniz?

Kasım 2018

Daha fazla içerik için

Kendinizi motive etmek zordur. Hatta ben bunu, Alman kurgu kahraman Baron Münchausen’in serüvenlerinden biriyle karşılaştırırım: Bir görev ya da proje sürecinde, hatta kariyer yolculuğunuzda isteğinizi korumak bazen, bataklıktan kendi saçınıza tutunarak çıkmak gibi hissettirebilir. Sanki devamlı çabalamak karşısında doğal olarak geliştirdiğimiz bir tiksinti var ve ne kafein ne de ilham verici yazılar bunu düzeltebiliyor.

Fakat etkili bir öz motivasyon, başarılı profesyonelleri diğer herkesten ayıran başlıca unsurlardan biri. Peki canınız istemiyorsa bile, nasıl ilerleyebilirsiniz?

Motivasyon bir noktaya kadar kişiseldir. Sizin ilerlemenizi sağlayan şey, bana hiçbir şekilde etki etmeyebilir. Üstelik bazı kişiler, diğerlerinden daha istikrarlı görünür. Fakat ekibimle birlikte motivasyon üzerine yaptığımız 20 yıllık çalışmaların sonucunda çoğu insanın işine yarayacak birkaç strateji belirledik. Bu kişiler kilo vermeye, emeklilik için para biriktirmeye ya da iş yerinde uzun ve zorlu bir inisiyatifi uygulamaya çalışıyor olabilir. Eğer hayatınızın bir döneminde ertelediğiniz ya da yeterince bağlı hissetmediğiniz için aslında ulaşabileceğiniz bir hedefe ulaşamadıysanız (Hangimiz bunu yapmadık ki?) bu yazıyı okumaya devam edin. Bu dört taktik, sizi ileriye götürebilir.

HEDEFLER TASARLAYIN, UFAK TEFEK RUTİN İŞLER DEĞİL

Hedef koymanın önemini gösteren sayısız araştırma var. Örneğin bazı çalışmalar gösteriyor ki, satış personelleri kendilerine hedef koyduğunda daha çok satış yapıyor ve kişiler günlük egzersiz planı yaptıklarında formda olma ihtimalleri yükseliyor. Somut emeller (Bir ayda 10 yeni müşteri getirmek ya da her gün 10 bin adım atmak), genellikle, soyut olanlardan (“Elinden gelenin en iyisini yapmak” gibi) daha etkilidir. O zaman ilk genel kural, kendinize koyduğunuz hedeflerin spesifik olması gerektiği.

Hedefler aynı zamanda (mümkün olduğunca fazla sıklıkta), dışsal motivasyondan ziyade içsel motivasyonu tetiklemelidir. Bir aktivite, bir amaç olarak görüldüğünde içsel motivasyonla tetiklenir. Size bir ödül kazandırmak ya da cezadan kaçınmanızı sağlamak gibi başka, uzak bir hedefe hizmet ettiğindeyse bu, dışsal motivasyona yol açar. Yaptığım araştırma, içsel güdülerin dışsal olanlara göre başarı ve kazanımlar elde etme ihtimalini daha fazla artırdığını ortaya koyuyor.

Yeni Yıl kararlarını ele alalım. Ocak ayının başında, (yoga dersi almak ya da cumartesi günleri telefon kullanmamak gibi) sürdürmesi daha keyifli kararlar alan insanların, mart ayında da bu kararlarını devam ettirme ihtimalinin; daha önemli fakat o kadar keyifli olmayan hedefler seçen insanlarınkinden daha fazla olduğunu bulduk. Halbuki Yeni Yıl’da gerçekleştirilmek istenen şeyler genellikle zordur. Zaten zor olmasalardı kararlılık gerektirmezlerdi, değil mi?

Elbette dışsal ödül yeterince mükemmelse, en sıkıcı görevleri bile yapmaya devam ederiz. Kemoterapi görmek bunun ekstrem bir örneği olarak verilebilir. İş bağlamında verilecek bir örnek ise, insanların para için çalışmaya devam etmesi, “ücretli kölelik” yapması olabilir. Fakat bu tür durumlarda genellikle insanlar, hedefe ulaşmak için gereken minimum çabayı harcar. Dışa yönelik motivasyon, başarıya ulaşmamıza tek başına yardımcı olamaz.

İdeal bir dünyada hepimiz iş hayatında hoşumuza giden rolleri ve ortamları arar, böylece bağlı hissederiz. Ne yazık ki insanlar genelde bunu yapamaz. Örneğin yaptığım araştırma gösteriyor ki; insanlara iş arkadaşları ve yöneticileriyle olumlu ilişkiler içinde olmanın mevcut pozisyonları için önemli olup olmadığı sorulduğunda, çoğu önemli olduğu cevabını veriyor. Fakat hiçbiri ofisteki moralin geçmiş işlerinde başarının sırrı olduğunu hatırlamıyor, ya da gelecekte kendileri için önemli olacağını tahmin etmiyor. Dolayısıyla iş seçerken ya da proje üstlenirken içe yönelik motivasyonu hatırlamak, başarıyı yakalama yolunda oldukça yardımcı olabilir.

Bunun mümkün olmadığı durumlarda (Her zaman için sevdiğimiz görevleri yapmayız.) işin sırrı, eğlenceli olduğunu düşündüğünüz kısımlara odaklanmak. Görevi yerine getirmenin ne kadar tatmin edici olacağını geniş çerçeveden düşünün. Örneğin üstlendiğiniz görev size, becerilerinizi şirket liderlerine gösterme, önemli iç ilişkiler kurma veya müşterileriniz için değer yaratma fırsatı vermiş olabilir. Son olarak; sıkıcı işleri, faydalı olduğunu düşündüğünüz aktivitelerle dengelemeye çalışın. Gelen kutunuzda biriken e-postaları okurken müzik dinleyebilir ya da arkadaşlarınız, aileniz ya da en sevdiğiniz meslektaşlarınızla birlikte sıkıcı işleri yapabilirsiniz.

ETKİLİ ÖDÜLLER BULUN

Bazı görevler ya da kariyer büyümeleri tamamen külfetlidir. Bu durumda kısa ya da orta vadede kendiniz için dışa yönelik motive ediciler oluşturmak işe yarayabilir; özellikle organizasyonunuz tarafında sunulan teşvikleri tamamlar niteliktelerse. Kendinize, bir projeyi bitirdiğinizde tatile gitme veya kilo verdiğinizde hediye alma sözü verebilirsiniz. Fakat ters teşviklerden kaçının. Yapacağınız bir hata, tamamladığınız görevlerin niteliği için kendinizi ödüllendirmek yerine, niceliği veya hızı için ödüllendirmek olur. Denetim projelerini bitirdiği için kendini ara vererek ödüllendiren bir muhasebeci, hatalara karşı savunmasız bir hale gelebilir. Bir satış personeli daha önemli işler yerine, satışlarını maksimize etmeye odaklanırsa muhtemelen pek mutlu olmayan müşterilerle karşılaşacaktır.

Yaygın bir başka tuzak ise, ulaştığınız hedefi baltalayacak teşvikler seçmek. Eğer diyet yapan bir kişi, kilo verdiği için kendisini pizza ve kek yiyerek ödüllendirirse tüm uğraşlarını çöpe atma ve kötü alışkanlıklarına geri dönme ihtimali yüksektir. İşte bir hafta başarılı olmanızın ödülü, sonraki hafta işi savsaklamak olursa yarattığınız olumlu izlenimi yok edebilirsiniz. Psikologların dengeleme dedikleri kavram üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki; hedeflere ulaşma bazen, insanların ilerlemeyi engelleyen, gerilemeye sebep olan cezbedici şeylere teslim olmasına fırsat verir.

Üstelik bazı dışsal teşvikler diğerlerinden daha etkilidir. Örneğin araştırmacılar yaptıkları deneylerde, birçok insanın, kesin olan ödüllerden (100 dolar kazanma şansı: Yüzde 100) ziyade; kesin olmayan ödüller (150 ya da 50 dolar kazanma şansı: Yüzde 50) kazanmak için daha çok uğraştığını gördü. Bunun sebebi, kesin olmayan ödüllerin daha zorlayıcı ve heyecan verici olması olabilir. İşte bu ödülleri koymak zor, fakat imkânsız değil. Masanızın üstüne birinde ötekinden daha büyük bir ödül yazan iki zarf koyup görevi tamamladıktan sonra sadece birini rastgele seçerek, bir görevi “oyunlaştırabilirsiniz”.

Son olarak kayıptan kaçınma da (insanların denk kazançlar elde etmek yerine kayıptan kaçınmayı tercih etmesi), güçlü bir dışa yönelik motive edici oluşturmak için kullanılabilir.  2016 yılında yapılan bir çalışmada, University of Pennsylvania’dan bilim insanları insanlardan altı ay boyunca günde 7 bin adım atmalarını istedi. Bazı katılımlar hedeflerine ulaştıkları her gün için 1,40 dolar alıyordu. Hedefine ulaşamayanlar ise 1,40 dolar kaybediyordu. İkinci grup, günlük hedeflerine diğerlerinden yüzde 50 oranında daha fazla sıklıkla ulaşıyordu. StickK.com gibi online servisler, kullanıcıların “Sigarayı bırakmak istiyorum.” gibi bir hedef belirlemesine olanak sağlıyor ve bunu başaramadıkları takdirde bir şey kaybetmelerine yol açıyor: Örneğin kişiler bir organizasyona ya da nefret ettikleri bir siyasi partiye bağış yapıyor.

İLERLEMEYİ SÜRDÜRÜN 

İnsanlar bir hedefe yönelik çalışıyorsa genellikle ilk başlarda motivasyonla yanıp tutuşuyor; daha sonra, aslında becerilerini sergileyecekleri yerde, yani ortalarda gevşiyorlar. Örneğin bir çalışmada gözlemci Yahudiler, Menora’yı (Yedi Kollu Şamdan) Hanuka’nın ilk ve son gecesinde yakmaya; diğer altı geceden daha eğilimliydi. Oysaki dinî geleneğe göre mumlar, sekiz gün üst üste yakılmalı. Başka bir deneyde ise kağıt şekillendirme-kesme görevleri üzerine çalışan katılımcılar, projenin başından ve sonlarından ziyade; ortasında daha fazla köşe kesti.

Neyse ki araştırma, bu kalıplara meydan okumak için birkaç yöntem ortaya koydu. Ben, bunların ilkine “kısa ortalar” adını veriyorum. Eğer hedefinizi daha küçük alt hedeflere bölerseniz (örneğin çeyrek satış hedefleri yerine haftalık satış hedefleri) içinden çıkılmaz o bataklığa düşmeye daha az vaktiniz kalır.

İkinci bir strateji ise, gösterdiğiniz ilerleme hakkındaki düşünme şeklinizi değiştirmek. Biraz ilerleme kaydettiğimizde hedef erişim mesafesinde görünür ve daha çok çabalama eğilimi gösteririz. Örneğin sadakat programlarındaki tüketiciler, bir ödül kazanmaya yaklaştıkça daha fazla harcama yapıyor. İleriye gitmek yönündeki başlangıç hedefinizin geçmişte kaldığını düşünerek bu eğilimi avantaja çevirebilirsiniz. Belki de projeniz, siz aksiyon aldığınız anda değil; size teklif edildiği anda başlamıştır.

Bir başka zihinsel numara ise, görevin orta noktasına kadar yaptıklarınıza odaklanıp, daha sonra dikkatinizi henüz yapmadıklarınıza vermek. Yaptığım araştırma, bakış açısında yapılacak değişikliğin motivasyonu artırabileceğini ortaya koydu. Örneğin bir sürekli-müşteri promosyonunda tamamlanan adımların (“10 alışverişten ikisini tamamladınız.”) altını çizmek, müşterilerin başta yapacağı alışverişleri artırırken; eksik olan adımları (“Ücretsiz ödüle iki alışveriş uzaklığındasınız.”) vurgulamak, alıcılar hedefe yaklaştığı için, tüketimi teşvik etti.

Bu taktik, ezberlenmiş biçimde yapılan görevlerin (40 adet teşekkür kartı göndermek) yanında, daha nitelikli görevler (uzman bir piyanist olmak) için de işe yarayabilir. Kartları yazan kişi, 20’yi geçene kadar kaç kart gönderdiğini kendine hatırlatarak motivasyon kazanabilir. Sonrasında göndermesi gereken kaç kart kaldığına dair bir geri sayım yapabilir. Aynı şekilde, acemi bir piyanist gelişiminin ilk zamanlarında edindiği beceriler ve kademelere odaklanıp daha sonra, kendini geliştirdikçe, kalan teknik zorluklara (arpej, tril, tremolo vs.) önem verebilir.

BAŞKALARININ YARATTIĞI ETKİDEN FAYDALANIN

İnsanlar sosyal varlıklardır. Sürekli başkalarının ne yaptığını merak eder, etrafımıza bakınırız. Başkalarının eylemleri bizimkileri de etkiler. Yüksek performans gösteren bir çalışanın yanında oturmak bile veriminizi artırabilir. Fakat motivasyon söz konusu olduğunda bu dinamik daha karmaşıktır. Bir iş arkadaşımızın bizi yıldıran bir görevde hızlıca ilerlemesine tanık olduğumuzda iki şekilde tepki veririz: Ya ilham alır, aynısını yapmaya çalışırız; ya da görevi onun ellerine bırakabileceğimiz varsayımıyla motivasyon kaybedebiliriz. Bu tamamen mantığa aykırı bir durum değil. İnsanlar, bireysel uzmanlaşma sayesinde ve karşılaştırmalı üstünlüklerinden yararlanarak, tür olarak başarıya ulaştı.

Sorun şu ki, özellikle iş yerinde her zaman görevlerimizi başkalarına devredemeyiz. Fakat yine de sosyal etkiyi kendi lehimize kullanabiliriz. Hırslı, başarılı ve etkili iş arkadaşlarınızı sadece izlemeyin. Bu, motivasyonunuzu düşürebilir. Bunun yerine sıkı çalışarak başarmak istedikleri şeyin ne olduğu ve neden bunu tavsiye edebilecekleri hakkında onlarla konuşun. Yaptığım araştırma; insanların, bir ürünü arkadaşı tavsiye ettiğinde alma ihtimalinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Fakat sadece bir arkadaşlarının o ürünü satın aldığını öğrendiklerindeyse aynı ürünü satın alma ihtimalleri daha az. Rol modelinizin hedefleri hakkında söylediklerini dinlemek, size ilham olabilir ve hedeflerinizi yükseltmenize yardımcı olabilir.

İlginçtir ki, motivasyona dayalı kusurların üstesinden gelmek söz konusu olduğunda tavsiye vermek, tavsiye istemekten daha etkili; çünkü özgüveni yükseltiyor ve aksiyon almaya teşvik ediyor. Kısa süre önce yaptığım bir araştırmada; iş bulmak gibi bir hedefe ulaşmak için çabalayan insanların, başarılı olmak için uzman tavsiyelerine ihtiyaç duyduklarını varsaydığını öğrendim. Aslında bu kişiler, iş arayan diğer insanlara kendi bilgeliklerini sunduğunda daha fazla yarar sağlıyor; çünkü bu sayede kendilerinin takip edebileceği somut planlar oluşturuyorlar, ve bu planlar motivasyonu ve başarıyı artırıyor.

Olumlu sosyal etkiden yararlanmanın son yolu ise bir şeyi fark etmekten geçiyor: Sizi, belirli görevleri yerine getirmeniz için en iyi şekilde motive edecek kişiler, o işi iyi yapan kişiler olmak zorunda değil. Bunun yerine, sizinle birlikte hedefe yönelik resmin tamamını görebilen kişiler sizi en iyi şekilde motive edebilir: Yakın arkadaşlarınız, aileniz veya mentorlarınız. Bu kişileri ve onların adına duyduğumuz başarma isteğini düşünmek, hedeflerimize ulaşmak için ihtiyacımız olan güçlü içsel teşvikleri sağlayabilir. Bir kadın, kızına örnek olduğunu hissederse, işteki angarya işleri ödüllendirici bulabilir. Bir erkek, fitness rutini arkadaşlarıylayken daha enerjik hissetmesine yardımcı olduğunda, bu rutinini daha kolay takip edebilir.

Pozitif psikolojide akış, kişinin kendini tamamen, dikkatlice ve eğlenerek o aktiviteye verdiği bir zihinsel durumdur. Ne yazık ki o his, günlük hayatımızda geçici veya elde etmesi zor olabilir. Biz çoğunlukla, bataklıktaki Baron Munchausen gibi hissederiz: Hedeflerimizin peşinde ilerlemek için çabalarız. Bu gibi durumlarda; içe ve dışa yönelik motive edicilerin gücünden yararlanmak, dikkatli biçimde teşvikler belirlemek, bitirmeye ne kadar yakın olduğumuza bağlı olarak odağımızı ileriye ya da geriye çevirmek ve sosyal etkiden yararlanmak işe yarayabilir. Kendini motive etme öğrenmesi en zor becerilerdendir. Fakat başarınız için kritik önem taşır. 

Bu yazının konusu: KENDİNİ YÖNETMEK
Önerilen Konular:
Paylaş:

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş