Cyber Monday | Dijital Abonelik 49 TL | Bugün SON! ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Kendinize Üretken Olmama İmkanı Tanıyın (En Azından Kısa Bir Süreliğine)

6 Temmuz 2020, Pazartesi

Yakın zamanda babam lenfomadan vefat etti. Bu hastalıkla daha fazla savaşamadı.

Bir arkadaşım bana şöyle yazdı: “Bu dünyada kalıcı iz bırakan çok az insan var. Öyle bir iz ki, varlıkları üzerine düşününce sanki o an seninlelermiş gibi gülümsemelerini görebiliyor, seslerini duyabiliyor ve mevcudiyetlerini hissedebiliyorsun. Baban da o insanlardan biri.” Onunla ne zaman karşılaşsanız yanından kendinizi daha iyi hissederek ayrılıyordunuz.

Artık dünya değişti, burası onsuz daha önemsiz bir yer.

Biraz kaybolmuş gibiyim. Dağıldım. Odaklanamıyorum. Üretken olmak, herhangi bir konuda anlamlı bir ilerleme kaydedebilmek için mücadele veriyorum.

Şu anda oldukça kişisel bir kayıp ve üzüntü yaşıyorum. Fakat hepimizin deneyimlediği bu pandemi, bu ekonomik çöküş, bu derin ırksal adaletsizliğe karşı bilinçlenme sürecinde diğer insanların da benzer mücadelelerden bahsettiğini duyuyorum. Bu da kişisel.

Bunları hissetmekten hiç hoşlanmıyorum. Bu hisler beni endişelendiriyor.

Zorlukların üstesinden gelme içgüdüm devreye giriyor. Üretken olabilmek, başarabilmek ve gelişebilmek için plan yapmak, yapılacaklar listesi hazırlamak ve program oluşturmak. İşte bunları nasıl yapacağımı biliyorum. Belirsizlik baş gösterdiğinde beni rahatlatan bu oluyor.

Fakat karşıt bir dürtüm de var; sesi daha kısık, kendini daha derinden hissettiriyor, daha yoğun ve hatta daha korkutucu: Üretken olmamak.

En azından kısa bir süreliğine. Üzüntüyü, kaybı, değişimi hissedin. İlerlememenin, bir şeyleri halledememenin rahatsızlığına gömülün. Garip bir şekilde, gelişmemenin kendisi bir üretkenlik biçimi olabilir. Yararlı, verimli bir şeyler oluyor; sadece kontrolü bizde değil.

Bu dönemde üretken olmamak önemli bir olaymış gibi görünüyor. Gelişime olanak sağlamak için hissetmem gereken, belki de bizim hissetmemiz gereken bu olsa gerek. Geçmişle gelecek arasındaki zaman diliminde durup bu dönemin, sormamız için bize yalvardığı şu soruda takılıp kalmamıza olanak sağlamak için:

Kendimi değişime nasıl açabilirim?

Nasıl değişebilirim ya da değişen dünyaya ayak uydurmak için nasıl değişmek zorundayım değil. Nasıl değişmeyip her şeyi olduğu gibi bırakabilirim kesinlikle değil.

Bu sorular bitmek tükenmek bilmeyen bir üretkenlik ve başarma alışkanlığından geliyor. Fakat bu döneme dair sihirli ve dönüşümsel olabilecek olanı, gerçek fırsatımızı gözden kaçırıyorlar.

Dünyanızdaki, son derece kişisel ve küresel olan bu değişimin üzerinize çökmesine; dünya görüşünüzü, sizi değiştirmesine izin verir misiniz? Disiplininizle veya dürtünüzle değil; kendine dönük, stratejik, amaca yönelik bir vazifeyle değil fakat açık ve kırılgan bir halde. Israrlı bir inatla değil gönüllülükle.

O durma, açıklık ve kırılganlık anında savunmadan, duyduğunuz sesleri ve hissettiğiniz dürtüleri dinleyebilir misiniz? İyi hissettirene, hatta belki iyi hissettirecek olana doğru, adım adım sezgilerinizi takip edecek duygusal cesareti bulabilecek misiniz?

Bana gelince, ben babamın vefatıyla hissettiğim kayıp ve onun hayatı boyunca sahip olduğu zarafetin beni şekillendirmesine razı olmayı arzuluyorum. Bir daha gülümsemesini göremeyecek olmanın; sırtımda güçlü, şefkatli ellerini hissedemeyecek olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Aynı zamanda, babamı özlediğimde onu daha fazla hissediyor olmak beni heyecanlandırıyor ve kendi gülümsememin, kendi ellerimin farklı şekillerde; daha cömert, daha şefkatli, daha güçlü göründüğünü hissetmeye başlıyorum,

Hepimizin duygusal cesarete ihtiyacı var çünkü değişime razı olmak demek kontrolün bizde olmadığı ve bilmediğimiz gerçeğini kabul ve itiraf etmemiz anlamına geliyor. Hayatımızı bu iki şeyi itiraf etmekten sakınmak üzere mücadele ederek, elde ederek, rekabet ederek, başararak ve kendimizi işimize adayarak geçiriyoruz. Koyvermek kafa karıştırıcı bir hale geliyor. Sahip olduğumuz kontrolün yalnızca bir kontrol hissinden ibaret olduğunu anlamak, itiraf etmek de öyle.

Bu nedenledir ki hızlanmaktansa yavaşlamak, durup hissetmek, bu döneme değişime açık ve gönüllü olarak yaklaşmak gerçekten çok ama çok zor.

Peki bu dönemde kendimizi desteklemek için ne yapabiliriz?

Aslında bu, yanlış soru. Yavaşlayıp değişime yer bırakmak için ne yapabileceğimize dair meditasyon, şiir, yürüyüşler, günlük tutma, düş çalışması gibi birçok tavsiye okudum ve onlara uydum. Fakat bunlar da sizin için birer engel olabilir çünkü daha fazla yapma eylemi içeriyorlar. Bu da başta sorunu yaratan düşünceyle sorunu çözmeye çalışmak oluyor.

Bende işe yaran alternatifse yapmamak. Ya da en azından daha az yapmak. Yapmamanın o özel alanına girmemi sağlayan, sizin de deneyebileceğiniz bazı yollar var. Şu alanlar üzerindeki baskıyı hafifletmeyi göz önünde bulundurun:

Zamanınız

Programınızdan uzaklaşın. Bu zamanı ciddi anlamda hiçbir şey yapmamak için kullanın. Tek bir şey bile yapmayın. Bu, yazmaya ayırdığınız ya da işinizine odaklandığınız bir zaman değil. Ayırdığınız vakti e-postalarınıza dalarak ya da yapılacaklar listesi oluşturarak doldurmayın. Kendinize zamanın dışında geçireceğiniz bir zaman tanıyın. Kendinize aylaklık etme imkanı tanıyın. Kızlarımdan biriyle market alışverişine gitmiştim. Eve dönerken belirli bir yoldan gitmek istediğini söyledi. “Ama yol iki kat daha uzun sürecek!” diye karşı çıktım. “Ne olmuş yani?” diye cevapladı. “Yol çok güzel.” Ve yol da yolculuk da çok güzeldi.

Düşünceleriniz

Zihninizin dalıp gitmesine izin verin. Koşuya çıktığınızda podcast dinlemeyin, hatta müzik bile dinlemeyin. Sadece koşun. Çamaşır katlarken yalnızca çamaşır katlayın. Size önerdiğim “mindfulness” halinde olmak, yani örneğin çamaşırları katlarken her bir katlamaya odaklanmanız değil. Aslında tam tersi. Farkında olmayın. Bu sadece daha fazla kontrol, daha fazla baskı, daha fazla talep anlamına geliyor. Bunun yerine zihninizin istediği yere gitmesine izin verin, belki de nereye gittiğine kulak kesilin.

İlişkileriniz

İnsanlarla görüşmeye ara verme ihtiyacı duyuyorsanız bunu gerçekleştirin. Sevgi dolu, beni önemseyen arkadaşlarım var ve bana koşuya çıkmayı ya da oturup konuşmayı teklif ediyorlar. Ben de onlara gerçeği söylüyorum: Onları seviyorum fakat şu anda koşuya tek başıma gitmek istiyorum. Anlayış gösteriyorlar. Eğer insanlarla bir arada olmak istiyorsanız bunu çaba sarf etme gösterisine dönüştürmeden, merakla ve hassasiyetle yapın. Birini dinliyorsanız onu yargılamayın, çözüm üretmeyin ya da tavsiye vermeyin. Yalnızca varlığınızın yeterli olduğuna güvenin. Konuşuyorsanız karşınızdaki kişiden sadece sizi dinlemesini isteyin. “Tavsiye istemiyorum, yalnızca hayatımda olup biteni paylaşmak istiyorum” diyebilirsiniz. Böylece onlara da iyilik yapmış olursunuz çünkü onları herhangi bir şeyi bilmek veya yerine getirmek zahmetinden kurtarırsınız.

Zamanınızdaki, düşüncelerinizdeki ve ilişkilerinizdeki talebi hafiflettiğinizde yavaşlayacaksınız, yükünüz hafifleyecek ve duygularınızın gün yüzüne çıkması için alan yaratmış olacaksınız. Bu duygular belki göz yaşları olacak, belki kahkaha, belki sıkıntı veya rahatsızlık. Belki bir şeyleri halledememenin stresini ya da etrafınızdaki insanlar bir şeyler üretip, network kurarak piyasaya sürerken fırsatı kaçırmanın korkusunu hissedeceksiniz. Belki mutluluğu hissedeceksiniz ki bu da korkutucu olabilir.

“Yaparak” kaçmadan, baskılamadan, inkar etmeden ya da dikkatinizi dağıtmadan her şeyi cesurca hissedin. Bedeninize, zihninize, ruhunuza kendini yeniden organize edebilmesi için yer açın. Ne olduğunu bilmeseniz bile önemli bir şeyin gerçekleştiğine, diğer tarafta iyi bir şeylerin olduğuna güvenin. Bunu siz dayatamazsınız ya.

Fakat sabote edebilirsiniz. Hepimizin kayıplar yaşadığı şu dönemde yapmamaya güvenmek zor. Riskli geliyor. Yapma alışkanlıklarımız o kadar güçlü ki.

Geçmişten beri bildiğim ve beni güvende tutana yapışma içgüdüsü hissediyorum. Fakat aynı zamanda sıkıca tuttuğum olmuş olanın güvenliğini ihtiyatla bırakıyorum, ellerim serbest kalıyor, açıklar; gelecek olana uzanıyorum.

Umarım siz de benimle birlikte, kim olduğumuzu ve kime dönüştüğümüzü keşfetmek için zaman ve zarafet imkanı tanıdığımız bu yerde biraz kalabilirsiniz.

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş