Raylı sistemler sektörü, yüksek teknoloji yatırımlarının ötesinde, bu teknolojileri geliştiren ve yöneten insan kaynağıyla yeniden tanımlanıyor. Mobilite, sürdürülebilirlik ve altyapı dönüşümünün hız kazandığı bu dönemde, rekabet avantajı artık yalnızca mühendislik çözümleriyle değil; yetkinlik, kültür ve liderlik anlayışıyla şekilleniyor. Alstom, bu dönüşümü insanı merkeze alan bir İK stratejisiyle ele alan küresel oyuncular arasında öne çıkıyor.
Yaklaşık 100 yıllık global deneyimini Türkiye’deki mühendislik ve üretim yatırımlarıyla güçlendiren Alstom, Türkiye’yi bölgesel bir yetkinlik merkezi olarak konumlandırıyor. İstanbul’daki mühendislik ve teknoloji merkezi ile Bursa’daki üretim tesisi, bu vizyonun somut adımları arasında yer alıyor. Hayber Şahin, rekabet anlayışındaki bu değişimi şu sözlerle özetliyor:
“Rekabet avantajının sürdürülebilirliği, teknolojiyi geliştiren ve dönüştüren insan kaynağının yetkinliklerini sürekli artırabilen bir kültür yaratmaktan geçiyor.”
Bu kültürün temel bileşenlerinden biri ise çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık. Endüstriyel üretim ve mühendislik gibi erkek egemen alanlarda kadın istihdamını artırmaya yönelik projeler, mentorluk ve liderlik programlarıyla destekleniyor. Çeşitlilik, yalnızca temsiliyet değil; farklı bakış açılarını bir araya getirerek organizasyonel çevikliği artıran stratejik bir kaldıraç olarak konumlanıyor.
Z kuşağının iş hayatındaki etkisinin artmasıyla birlikte liderlik ve yönetim anlayışı da dönüşüyor. Açık iletişim, anlam odaklı çalışma ve kapsayıcı kültür beklentileri, organizasyonların yeni çalışma biçimlerini yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Alstom Türkiye’de bu dönüşüm; reverse mentoring, çalışma grupları ve uzun dönemli staj programlarıyla kuşaklar arası öğrenmeyi teşvik eden bir yapıyla destekleniyor.
Teknoloji, yapay zekâ ve hibrit çalışma modelleri ise insan kaynaklarını operasyonel bir fonksiyon olmaktan çıkarıp stratejik bir ortak haline getiriyor. İK’nın öngörülebilir, veriyle beslenen ve deneyim odaklı bir yapıya evrilmesi, hem çalışan bağlılığını hem de büyümenin sürdürülebilirliğini güçlendiriyor.
İnsan kaynağını büyümenin pasif bir unsuru değil, dönüşümün merkezinde konumlandıran bu yaklaşım; raylı sistemler gibi yüksek uzmanlık gerektiren sektörlerde rekabetin geleceğine dair güçlü bir çerçeve sunuyor.