SPONSORLU İÇERİK - IBM

Finansın Geleceği: Önlenemez Dönüşüm

19 Haziran 2017, Pazartesi

Harvard Business Review Türkiye ve IBM Türk ev sahipliğinde Blockchain ve dijital paranın yıkıcı ve yeniden yapıcı gücü masaya yatırıldı.

Bankalar hâlen en çok güven duyulan kurumların başında geliyor. Her ne kadar bankacılar bu güvenin çok daha fazla olduğunu düşünse de bugün için tüketicilerin yüzde 60’ı bankaları güvenilir buluyor. Güven, hâlen bankaların sahip olduğu en önemli sermaye. Peki, dijitalleşen dünyada “güven” tek başına bankaların iş modelini sürdürmeleri için yeterli olacak mı? İş yapma anlayışını baştan sona değiştiren Blockchain, bankaların geleceğini nasıl etkileyecek? Ya da dijital para, bankacılık sektöründe ne tür bir dönüşüme neden olacak?

Harvard Business Review ve IBM ev sahipliğinde, Sabancı Üniversitesi Finans Kürsüsü Başkanı Prof. Özgür Demirtaş’ın moderatörlüğünde düzenlenen Future of Finance toplantısında bankacılığın geleceği masaya yatırıldı. Türkiye’nin önde gelen bankalarının üst düzey yöneticilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda, Blockchain ve dijital paranın sektörün geleceğine nasıl yansıyacağına dair bir vizyon oluşturuldu.

Özgür Demirtaş, “Blockchain sadece finansla ilintili değil, tüm dünya ile ilintili” diyerek sözlerine başladı ve devam etti: “Blockchain sadece bankaları, kurumları değil, devletleri dahi kökten etkileyecek bir gelişme. Kamu tarafından henüz tam olarak anlaşılmadı. Blockchain bazı sektörleri yok edecek bazılarını baş aşağı çevirecek, bazılarını ise iyice çalkalayacak.”

Blockchain bankaların, noterlerin ve hatta devletlerin sağladığı güvenin çok daha fazlasını nasıl verebilir? “Blockchain bir defter-i kebirdir” diyor Özgür Demirtaş ve açıklıyor: “Defter-i kebir’in belli sayfaları vardır ve bu sayfalara ticari işlemler yazılır. Almak isteyenler satmak isteyenler kaydedilir. Burada defter-i kebir’i tutan kişi güveni sağlar ve komisyonunu alır. Ama sadece bir kişi bu defter-i kebiri kaydediyor. Bu kişi yanlış yaparsa, kötü niyetli davranırsa, defteri kaybederse sorun yaşanabilir. Peki bir defter-i kebir değil de milyonlarca defter-i kebir varsa? Malı satacak kişinin o kişi olup olmadığı, alıcının kim olduğu, parası olup olmadığı, ya da satıcının elinde söylediği kadar mal olup olmadığının kayıtlı olduğu milyonlarca defter-i kebir olsa ve bu deftere aynı anda herkes kayıt yapabilirse bir yolsuzluk ya da sorun olur mu? Eğer bir defterde hata veya yanlışlık olursa geriye milyonlarca daha defter kalıyor. İnsanlar tek bir deftere mi güvenir yoksa milyonlarca defterin olduğu bir sisteme mi? İşte Blockchain’in ana felsefesi bu” diyor Özgür Demirtaş.

Ticari işlemler kaydının milyarlarca bilgisayar tarafından tutulduğu bu defter-i kebirin farkı çok daha fazla “güven” unsuru içermesi. Özgür Demirtaş, “Noter insanlar arasındaki güveni sağlamak ve garanti etmek için kamu tarafından görevlendirilmiş kişidir. Bunun karşılığında para alır. E-ticaret siteleri, mal almakla mal satmak isteyenleri bir araya getiren platformdur ve iki tarafın birbirine olan güvenini sağlar. Aynı şekilde devletler de güven mekanizması üzerine kurulmuştur. Blockchain noterlerin, devletlerin, e-ticaret şirketlerinin ve hatta bankaların yaptığı bazı işleri çok daha az masrafla ve çok daha fazla güvenle yapılabilir” diyor.

Blockchain bir dokümanın milyarlarca bilgisayar tarafından kopyasının tutulması ve sistem dahilinde yetkili kullanıcılar tarafından aynı anda tüm bilgisayarlarda değişmesi nedeniyle bugüne kadar benzeri görülmemiş bir güven ortamı sağlıyor. İşlemi gerçekleştiren kişiler, gerçekleştirdikleri işlemin neye dair olduğu ya da kiminle kim arasında gerçekleştiğiyle ilgili bir bilgiye sahip olmuyor. Onlar sadece komplike bir matematik problemi çözüyor. Ve gün geçtikçe bu algoritmalar daha fazla güçleşiyor.

Peki, bu kişiler bu işlemlerle niye uğraşıyor? Bir karşılığı var mı? İşte dijital para da bu noktada devreye giriyor. Türkçeye madencilik olarak çevrilen bu işle uğraşan kişiler, çözdükleri algoritmaların karşılığını da dijital para olarak alıyor. Özellikle son dönemde dijital para birimlerinde ciddi bir değerlenme söz konusu. Bugün artık 1 bitcoin 2 bin 770 dolar seviyesinde. Bir diğer dijital para rippel ise kısa bir süre önce 1 sentten 29 sente yükseldi. Bu hızlı yükselmede bankaların ripple ile anlaşma imzalamasının önemli bir etkisi bulunuyor.

Şurası açık ki bankaların bu yeni sisteme duyarsız kalmaları mümkün değil. Bankalar bir yandan dijital taraftaki dönüşümlerini hızlandırırken diğer taraftan da bu yeni teknolojinin yıkıcı etkilerini kendi lehlerine çevirmeye çalışıyor. Örneğin, üç büyük Hollanda bankası ING, ABN Amro ve Rabobank, ödeme sistemlerini geliştirmek için Blockchain teknolojisi üzerinde araştırma ve geliştirme faaliyetleri sürdürdüklerini ve bu teknolojiyi test ettiklerini duyurdu.

Blockchain bugün için bankaların iş yapış süreçlerini hızlandırabilir. Ancak uzun vadede sistemi tehlikeye de düşürebilir. Akbank Kurumsal Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Levent Çelebioğlu, “Bankalar gelişen teknolojiyi kendilerine tehdit olarak da görüyor. Hiç aracı kullanmadan bir hesaptan öbürüne para aktarılabilecek” diyor ve güvenlik sorununun başka bir bacağına dikkat çekiyor: “Terör finansmanının engellenmesi için çok katı kuralların bulunduğu dünyada dijital paranın serbestçe dolaşması mümkün olabilecek mi?”

İşin güvenlikle ilgili bu kısmında kamu otoritesinin konuya bakışı büyük önem taşıyor. Aslında Blockchain ve dijital para kamunun faaliyet gösterdiği pek çok alana dahil oluyor. Para basmak devlet olmanın temel belirleyicilerinden biriyken bu özellik gelişen teknoloji ile birlikte devlet kontrolünün dışına çıkıyor ve daha da önemlisi, kabul görüyor. “Bu sistem dünyanın en güçlü devletinin vereceği güven duygusundan daha fazlasını verebilir” diyor Özgür Demirtaş. Bu da devletin oyun alanını iyice daraltabilir. Bugün kamunun kontrolünde olan pek çok alan bu yeni dönemle birlikte bir son bulabilir. Örneğin, elektrik dağıtım işi: “Elektrik üreticilerinin elinde bazen fazla enerji kalır. Blockchain kullanılsa kimin elinde ne kadar enerji var ve kimin enerji ihtiyacı var bu görülebilir. Böylece enerji fazlası olan kurum, ihtiyaç olan noktaya en etkin biçimde elindeki fazla elektriği aktarabilir. Aktarma için bir aracıya ihtiyaç yok. Enerjiyi almak isteyenin parası var mı yok mu hiçbir şekilde regüle edilmesine gerek yok. Sistem zaten çok şeffaf” diyor.

Peki, Blockchain ile devlet tamamen oyunun dışında mı kalacak? En azından yakın gelecek için bu sorunun cevabı hayır. Zira bugün için kamu hâlen önemli bir düzenleyici; üstelik teknolojiyi anlama ve yönetme endişesi de bulunuyor. Örneğin, FinTech İstanbul kurucu ortağı Prof. Dr. Selim Yazıcı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) konuya son derece ilgili olduğunu ve Blockchain ve dijital para konusunda oldukça bilgi sahibi olduğu görüşünü paylaşıyor.

Ancak devletin her alanının konuya bu kadar hâkim olduğunu söylemek güç. Özgür Demirtaş “Kamu hâlen uyanmadı” diyor. Oysa Blockchain kamu için tehdit kadar fırsatlar da taşıyor. Örneğin vergi alanında. Bugün için toplanan vergilerin yüzde 70’i dolaylı vergilerden oluşuyor. Ticareti son derece şeffaf hale getiren Blockchain ile birlikte kayıt dışı bir ekonomiden bahsetmek neredeyse imkânsız hâle geliyor. 
Şurası açık ki bugün artık kamu, bankalar ya da e-ticaret şirketleri Blockchain’in yıkıcı etkisini fark etmiş görünüyor. Bankacılık sektörü özellikle güvenlik temelli konularda Blockchain’den yararlanabilecek. Devletlerin ise Blockchain’i vergi, onay ya da hizmetler tarafında kullanması olası gözüküyor. Elbette bugün için bir denetime bağlı olmadan hareket eden dijital para ve onun yaratıcı unsuru Blockchain için sınırlamaların gelmesi de mümkün. Özellikle de terör kaygılarıyla. Ancak bu bile bugünkü koşullarda sistemin gelişim trendini çok etkilemeyecek gibi duruyor.

Paylaş:

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş