18. İklim Haftası 20-27 Eylül tarihleri arasında New York’ta düzenlendi. Climate Group’un ev sahipliğinde gerçekleşen ve ana odağında enerji, etki ve eylemin yer aldığı İklim Haftası kapsamında düzenlenen bin 500’den fazla etkinliğe 10 binden fazla kişi katıldı.
Hafta kapsamında düzenlenen etkinlikler altı ana başlık altında toplandı.
1 Amerika’da Çevresel İnovasyon. Bu tema kapsamında Amerika’nın karbonsuzlaşma çağında ve enerji inovasyonları kapsamında ne gibi roller oynayabileceğine odaklanıldı.
2 Enerji. Elektrifikasyon ve yapay zekâ talebinin muazzam biçimde artması sonucunda en büyük meydan okumanın sadece temiz enerji üretmek olmadığının, enerjiyi güvenilir, ucuz, hızlı ve ölçeklenebilir bir şekilde dağıtmanın da ön plana çıktığının altı çizildi. Birçok katılımcı şebeke modernleşmesinden enerji depolamaya birçok alanda tek bir kaynağa bağımlılığı azaltan, geleceğe hazır enerji karışımlarına odaklanılmasının şart olduğunu belirtti.
3 Gıda. Bu tema kapsamında hafta boyunca ele alınan konular arasında rejeneratif tarım, protein çeşitlendirme ve ormansızlaşma öne çıktı. Katılımcılar yakın gelecekteki en büyük meydan okumanın kırılgan yapıları her geçen gün daha da su yüzüne çıkan gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek olduğunun altını çizdiler.
4 Liderlik ve Yeşil Büyüme. Hafta boyunca düzenlenen birçok panelde dönüşüme yön vermenin temelinde cesur liderlik, akıllı strateji ve etkin işbirliğinin yattığına vurgu yapıldı. Çevresel eylemlerin iş gerekçelerini açıklamaktan çözümleri ölçeklemeye ve inovatif finans ve ortaklık modelleri inşa etmeye her aşamada yatırımlardan geri dönüş sağlamak ve dönüşümü hızlandıracak çerçeveler geliştirmek gerekiyor. Birçok konuşmacı, ana amacın, çevresel hedefleri büyüme fırsatlarına, rekabet gücüne ve ölçülebilir etkilere dönüştürmek olduğunu belirtiyor.
5 Sağlık ve Doğa. Bu tema kapsamında düzenlenen etkinliklerde çevrenin kamu sağlığı üzerindeki her geçen gün artan etkisi tartışıldı. Katılımcılar, çevresel girişimlerin kapsamlarının, toplulukların sağlık ve dayanıklılıklarına da odaklanacak şekilde genişletilmesi gereğine işaret ettiler.
6 Ulaştırma ve Sanayi. Bu alt başlıktaki panellerde elektrifikasyon, temiz yakıta geçiş, yeşil inşaat ve döngüsel tedarik zinciri gibi girişimlerin, bir yandan emisyonları kapsamlı biçimde azaltırken bir yandan da düşük karbonlu inovasyonları birer rekabet avantajına dönüştürmeyi amaçlamaları gerektiğine işaret edildi.
Antalya Paktı ve 35*35 İnisiyatifi
COP31 Türkiye delegasyonu, İklim Haftası kapsamında iki önemli inisiyatifi hayata geçireceğini duyurdu. Bunlardan ilki olan Antalya Paktı kapsamında hükümetler enerji tüketimi her geçen gün artan veri merkezlerinin enerji kullanım koşullarını belirlemede daha aktif bir rol oynayacak ve şirketler de söz konusu kullanımları hakkında daha şeffaf bir tavır sergileyecekler.
35*35 İnisiyatifi kapsamında ise elektriğin küresel ölçekte nihai enerji tüketimindeki payını 2035 yılında dek yüzde 35’e çıkarmak hedefleniyor. Bu doğrultuda ulaşım, sanayi, binalar ve altyapı gibi alanlarda temiz enerji dönüşümünü hızlandıracak girişimlere öncelik tanınacak. Bu girişimler arasında da temiz enerji üretimi, şebeke modernleştirme ve gelişmekte olan ülkelere finansman sağlamak öne çıkıyor.
Delegasyon, COP31’de bir günün teknoloji ve yapay zekâya adanacağını ve yapay zekâ destekli temiz teknoloji pilotları portföyünü geliştirmeyi hedefleyen bir inisiyatifin hayata geçirileceğini de duyurdu.
Çevresel Olduğu Kadar Ekonomik Bir Konu
Birçok katılımcı ve konuşmacı temiz enerji dönüşümünün çevresel olduğu kadar ekonomik anlamda da büyük önem addettiğini belirtti. İş lideri Paul Polman beklemenin bir strateji teşkil etmediğinin altını çizerken, jeopolitik koşulların sürekli evrildiği ve tedarik zincirlerinin hayli kırılganlaştığı bir dönemde hiçbir şey yapmamanın maliyetinin sürekli arttığını ifade etti. Liderlerin de bu yeni koşullara ayak uydurmalarının gerektiğini belirten Polman, temiz teknoloji yatırımlarından muazzam geri dönüşler sağlayan Çinli şirketlerin, dönüşümün ekonomik avantajlarına güzel bir örnek teşkil ettiklerini söyledi.
Petrol ve benzin fiyatlarında yaşanan muazzam artışın özellikle de gelişmekte olan ülkeleri vurduğunu ifade eden Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol ise enerji piyasasında dört ana trend gözlemlediklerini belirtti: (1) Maliyeti en düşük enerji kaynağı olan güneş enerjisi kullanımında artış, (2) Elektrikli araçların daha önce hiç bulunmadıkları pazarlara yayılmaya başlaması, (3) Bazı ülkelerde kömür kullanımının artması (ki Birol, bunun çok tehlikeli bir trend olduğunun altını çizdi) ve (4) Nükleer enerji kullanımının son 40 yıl zarfındaki en yüksek seviyesine çıkması. Birol, uzun yıllardan sonra ilk kez güvenlik, ekonomik ve enerji dönüşüm hedeflerinin hizalandığını ve bunun gelecek için ümit vaat eden bir gelişme olduğunu ifade etti.
Veri Merkezleri
Son dönemde enerji tartışmalarının odağında yer alan veri merkezleri de İklim Haftası boyunca değinilen konular arasında yer aldı. Neredeyse tüm katılımcılar veri merkezlerinin en büyük sorununun şeffaflık olduğunu ve enerji kullanımları hakkında daha şeffaf bir tavır sergilemedikleri sürece kamuoyunun güvenini kazanmalarının çok zor olduğunu belirttiler. Boston Consulting Group yönetici ve ortaklarından Alex Dewar, gürültü, emisyon, su kullanımı ve inşaat etkileri hakkında ortak, ölçülebilir standartlar geliştirmenin şart olduğunu ifade etti. Dewar’a göre gelecek için ümit vaat eden bir gelişme ise merkezler yüzünden artan enerji talebinin, düşük karbonlu teknolojilerin daha hızlı gelişmesini sağlayabilecek olması.