Günümüzde risklerin bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlandığını belirten Allianz Türkiye CEO’su Tolga Gürkan, sigortanın artık sadece gerçekleşen riskleri telafi eden bir mekanizma değil, şirketlerin belirsizlik ortamında yön bulmasına yardımcı olan stratejik bir risk ortağı hâline geldiğini ifade ediyor.
İş dünyasının karşı karşıya kaldığı en ciddi meydan okumaların başında jeopolitik koşullardan kaynaklanan belirsizlik ortamı geliyor. Sigorta sektörü bu belirsizlik koşullarından nasıl etkileniyor?
Bugünün iş dünyasında karşı karşıya olduğumuz temel zorluk artık tekil riskler değil, birbirini tetikleyen ve aynı anda ortaya çıkan çok katmanlı belirsizlikler. Jeopolitik gelişmeler de bu karmaşık risk ağının en belirleyici unsurlarından biri hâline gelmiş durumda.
Allianz olarak her yıl yaklaşık 100 ülkeden binlerce risk yönetimi uzmanının katkısıyla hazırladığımız Risk Barometresi, şirketlerin geleceğe dair risk algısını anlamamıza imkan tanıyor. 2026 sonuçları bize önemli bir dönüşümü gösteriyor: Riskler artık bağımsız başlıklar değil, bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı sistemik riskler hâline geliyor.
Son yıllarda güç kazanan korumacı ticaret politikaları, artan bölgesel çatışmalar ve kalıcı hâle gelen jeopolitik gerilimler özellikle tedarik zincirleri üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Barometre katılımcılarının yalnızca yüzde 3’ünün tedarik zincirlerini “çok dirençli” olarak değerlendirmesi, küresel ekonominin kırılganlığını açıkça ortaya koyuyor.
Bu nedenle şirketler yalnızca verimliliğe odaklanan klasik küreselleşme modelinden, dayanıklılığı ve bölgeselleşmeyi merkeze alan yeni bir modele doğru evriliyor. Sigorta sektörü açısından bu dönüşüm önemli bir paradigma değişimini beraberinde getiriyor. Sigorta artık yalnızca gerçekleşen riskleri telafi eden bir mekanizma değil, şirketlerin belirsizlik ortamında yön bulmasına yardımcı olan stratejik bir risk ortağı.
İş kesintisinin, katılımcıların yüzde 29’u tarafından en büyük tehditlerden biri olarak görülmesi de bu dönüşümün güçlü bir göstergesi. Siyasi riskler ve şiddetin barometrede tarihsel olarak en yüksek seviyeye ulaşması ise risk yönetiminin artık kısa vadeli reaksiyonlarla değil, bütüncül dayanıklılık stratejileriyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Allianz Türkiye olarak belirsizlikten olumsuz etkilenmemek adına ne gibi adımlar atıyorsunuz?
Allianz Türkiye olarak risk yönetimini faaliyetlerimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Yaklaşımımız yalnızca belirsizliklere tepki veren bir yapı kurmak değil, belirsizlikleri öngören ve etkilerini azaltmayı hedefleyen bir sistem oluşturmak.
Grubumuza bağlı tüm şirketlerde entegre ve tutarlı bir risk yönetimi sistemi uyguluyoruz. Çünkü, günümüzün risk ortamı teknolojik dönüşüm, jeopolitik gelişmeler ve iklim krizi gibi dinamiklerin birbirini beslediği çok katmanlı bir yapıdan oluşuyor.
Bu nedenle yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmak yeterli olmuyor. Bu teknolojilerin stratejik hedeflerle uyumlu şekilde entegre edilmesi kritik önem taşıyor. Yapay zekâ ve veri analitiği, riskleri daha erken aşamada tespit etmemizi sağlarken aynı zamanda önleyici aksiyonlar geliştirebilmemiz için güçlü bir altyapı sunuyor.
Risk anlayışımızı yalnızca finansal veya operasyonel başlıklarla sınırlamıyoruz. İklim bağlantılı risklerin değerlendirilmesinde de Allianz Grubu ile tam uyum içinde çalışıyoruz. Stratejilerimizi hem yerel hem de küresel düzenlemelerle hizalı şekilde geliştiriyoruz. 2024 yılında bireysel kasko ürünümüzün AB Taksonomisi kriterlerinin tüm gerekliliklerini karşılayarak Türkiye’nin ilk “sürdürülebilir ürün” sertifikalı kaskosu olması bu yaklaşımın somut bir örneği.
Riskleri yalnızca izleyen değil, onları öngörülebilir, ölçülebilir ve mümkün olduğunca önlenebilir hâle getiren bir yapı kurmayı hedefliyoruz. Analitik modeller, senaryo analizleri ve stres testleri bu yaklaşımın temel araçlarını oluşturuyor.
Bu uzmanlığı toplumların dayanıklılığını artıracak çözümlere dönüştürmek de önceliklerimiz arasında. Bu kapsamda ülkemize yaptığımız en önemli yatırımlardan biri olan Allianz Teknik, Türkiye’nin ilk ve tek akredite deprem ve yangın test merkezi olarak afet risklerinin yalnızca sigortalanmasına değil, azaltılmasına da katkı sağlıyor.
Bugün sigortacılığın rolünün, gerçekleşen risklerin mali sonuçlarını karşılamanın ötesine geçerek toplumların ve ekonomilerin dayanıklılığını artıran önleyici bir yapıya dönüştüğüne inanıyoruz.
Bu noktada yapay zekâ da karmaşık risk ağlarını anlamlandırma ve erken sinyaller üretme kapasitesiyle sigorta sektörünün en önemli destek araçlarından biri olacak. Allianz bu teknolojiden nasıl yararlanıyor?
Sigortacılık, doğru risk seçimi, doğru fiyatlama ve güçlü hasar yönetimi gibi yüksek disiplin gerektiren bir değer zinciri üzerine kurulu. Bu zinciri sürdürülebilir şekilde yönetebilmek için yapay zekâ ve veri analitiği artık bir tercih değil, bir zorunluluk.
Allianz Türkiye olarak bu dönüşüm yolculuğuna yıllar önce çıktık ve yeni nesil, dijital bir sigorta şirketi olmayı hedefledik. Son beş yılda dijital dönüşüme 200 milyon euronun üzerinde yatırım yaptık ve süreçlerimizi uçtan uca dijitalleştirdik.
Yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak değil, sigortacılığa yeni bir düşünme biçimi kazandıran bir zemin olarak görüyoruz. Bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri sağlık sigortası alanında hayata geçirdiğimiz Smart STP projesi.
Sağlık provizyon süreçlerinde karar mekanizmasını yüzde 92 oranında otomasyona taşıyan bu yapay zekâ destekli sistemle bugün 100 milyonuncu provizyon onayına ulaştık. Bu başarı, teknolojiyi yalnızca operasyonel hız için değil, insanların hayatına değer katmak için kullandığımız vizyonun bir yansıması.
Finansal okuryazarlık da Allianz’ın öncelik verdiği alanlardan biri. Bu konuyu neden önemli görüyorsunuz?
Finansal okuryazarlık bugün yalnızca bireysel bir beceri değil, toplumsal dayanıklılığın ve sürdürülebilir refahın temel unsurlarından biri.
Küresel araştırmalar her üç yetişkinden yalnızca birinin temel finansal kavramlara hakim olduğunu gösteriyor. Avrupa Merkez Bankası’nın araştırması ise Euro Bölgesi yetişkinlerinin yalnızca yüzde 48’inin üç temel finans sorusunu doğru yanıtlayabildiğini ortaya koyuyor.
Finansal sistemler hızla dijitalleşirken bireyler daha karmaşık finansal kararlarla karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle risk yönetimi artık yalnızca kurumların değil bireylerin de temel yaşam becerisi hâline geliyor.
Herkesin finans uzmanı olması gerekmiyor. Ancak, bütçe yönetebilmek, tasarruf planlayabilmek ve uzun vadeli kararlar alabilmek sürdürülebilir refahın ön koşulu.
Finansla Gelecek projesi bu yaklaşımın bir parçası mı?
Evet. Finansla Gelecek projesini tasarlarken temel çıkış noktamız şuydu: Gelecek yalnızca birkaç yıl değil, bir ömürdür. Dolayısıyla gençlerin finansal karar alma becerilerini erken yaşta geliştirmek büyük önem taşıyor.
Bu anlayışla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Habitat Derneği iş birliğiyle 15–24 yaş arası gençlere odaklanan kapsamlı bir finansal okuryazarlık programı başlattık. Programın hedefi ilk etapta 10 bin gence ulaşmak.
Gönüllü eğitmenlerimiz Türkiye’nin 81 ilinde yerel yönetimler ve kamu kurumlarıyla işbirliği içinde eğitimleri yaygınlaştırıyor. Yüz yüze eğitimler, dijital içeriklerle desteklenerek erişilebilir ve ölçeklenebilir bir öğrenme ekosistemi oluşturuluyor.
Amacımız gençlerin yalnızca finansal bilgi edinmesi değil, belirsizlikler karşısında daha bilinçli, daha özgüvenli ve daha dayanıklı bireyler hâline gelmeleri.
Önümüzdeki dönemde Allianz Türkiye’nin toplumsal odaklı başka projeleri olacak mı?
Toplumsal dayanıklılığı güçlendirmek için eğitim, barınma ve afet farkındalığı alanlarında çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz.
Koruncuk Vakfı ile hayata geçirdiğimiz Bir Kız Gelecek projesi kapsamında eğitim ve barınma hakkı risk altında olan kız çocuklarını destekliyoruz. Proje, yurt imkanı, burs desteği, mentorluk programları, staj ve istihdam fırsatlarıyla kız çocuklarının yalnızca eğitimlerini sürdürmelerini değil, bağımsız ve güçlü bireyler olarak geleceğe hazırlanmasını hedefliyor.
Afetlere karşı toplumsal bilinç oluşturmak da öncelikli alanlarımızdan biri. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ile yürüttüğümüz Bilinçli Adımlar Güvenli Yarınlar projesiyle çocuklara erken yaşta afet farkındalığı kazandırmayı amaçlıyoruz.
Çünkü gerçek dayanıklılığın yalnızca güçlü altyapıyla değil, bilinçli bireylerle mümkün olduğuna inanıyoruz.