Pınar Tunçkol

 Novonesis Türkiye Ülke Müdürü

“Sürdürülebilirlik, Rekabet Avantajı Sağlıyor”

9 Temmuz 2026, Perşembe

Biyoçözümler iş dünyasına sürdürülebilirlik ile kârlılık ve verimliliğin birbirine tezat olmadığını gösterdiğini ifade eden Novonesis Türkiye Ülke Müdürü Pınar Tunçkol, sanayi altyapısı, güçlü tarım sektörü, stratejik coğrafi konumu ve Avrupa ile entegre üretim yapısı sayesinde Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda biyoekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğini belirtiyor.

Geçtiğimiz günlerde yayımladığınız “Biyoçözümlerin Değeri Türkiye Raporu” sektörün 2035 yılına kadar Türkiye ekonomisine 10,8 milyar euro değer katma potansiyeli olduğunu ortaya koyuyor. Bize biraz biyoçözümlerin neler olduğundan bahseder misiniz?

Bugün iş dünyasının karşı karşıya olduğu en büyük soru artık " nasıl daha sürdürülebilir şekilde üretiriz?" değil, "aynı anda nasıl hem daha sürdürülebilir hem de daha rekabetçi oluruz?". Biyoçözümler tam da bu iki hedefi aynı anda mümkün kılan teknolojiler.

Biyoçözümleri, özünde, doğanın kendi araçlarını, yani mikroorganizmaları, enzimleri ve fermantasyon teknolojilerini kullanarak endüstriyel süreçleri dönüştürme bilim ve uygulamaları olarak tanımlayabiliriz. Biz biyoçözümlerle aslında milyarlarca yıldır doğada kusursuz şekilde işleyen biyolojik süreçleri endüstriye, tarıma ve günlük yaşama entegre ediyoruz.

Biyoçözümler hayatımızın her alanında görünmez birer kahraman olarak yer alıyor. Sabah yediğimiz ekmeğin taze kalmasından yoğurdun kıvamına, evlerimizde kullandığımız çamaşır ve bulaşık deterjanlarının düşük sıcaklıklarda bile zorlu lekeleri çıkarabilmesinden tekstil ürünlerinin daha yumuşak ve dayanıklı üretilmesine kadar her yerde biyoçözümler çıkıyor karşımıza. Sadece gıda ve ev bakımıyla da sınırlı değil. Tarımda kimyasal girdilerin yerini alan biyolojik gübreler ve koruyuculardan, enerji sektöründe fosil yakıtlara alternatif oluşturan biyoyakıtlara ve sürdürülebilir havacılık yakıtlarına (SAF) kadar dünya genelinde 30’dan fazla sektörde bu çözümler aktif olarak kullanılıyor. Temel felsefesi çok basit ama etkisi çok büyük: Doğadan ilham alarak, daha az su, daha az enerji ve daha az hammadde ile üretimde maksimum verimlilik ve sürdürülebilirlik sağlamak. Bu bağlamda, biyoçözümler yeni bir sektör değil, mevcut sektörleri biyolojiyle dönüştüren yatay bir teknoloji platformu aslında.

Biyoçözümler, sürdürülebilir iş pratikleri için ne gibi önem addediyorlar?

Bugün iş dünyası, iklim krizi ve kaynak kıtlığı nedeniyle geleneksel üretim modellerini terk etmek ve acilen yeşil dönüşümü kucaklamak zorunda. Uzun yıllar sürdürülebilirlik maliyet merkezi olarak görüldü. Bugün ise tam tersi geçerli. Enerji verimliliği, kaynak verimliliği ve karbon yoğunluğunu azaltmak şirketlerin rekabet avantajını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. İşte biyoçözümler, bu noktada sürdürülebilir iş pratikleri için en güçlü, ölçeklenebilir ve somut araçlar sunuyor. Zira, bence en iyi sürdürülebilirlik yatırımlarını, aynı zamanda maliyetleri de düşüren yatırımlar oluşturuyor.

Geleneksel endüstriyel süreçler genellikle yüksek sıcaklık, yüksek basınç ve yoğun kimyasal kullanımı gerektirir. Biyoçözümler ise enzimlerin katalizör gücü sayesinde bu süreçlerin çok daha düşük sıcaklıklarda, dolayısıyla çok daha az enerji ve su tüketilerek gerçekleşmesini sağlar. Şirketlere karbon ayak izlerini doğrudan azaltma fırsatı sunarken, kaynak verimliliğini artırarak maliyet avantajı da yaratır. Örneğin, döngüsel ekonomi modelinde, bir sektörün atığı biyoçözümler sayesinde başka bir sektörün biyolojik hammaddesine dönüşebiliyor. Özetle, biyoçözümler iş dünyasına sürdürülebilirlik ile kârlılık ve verimliliğin birbirine tezat olmadığını, aksine biyolojinin gücüyle bir arada büyüyebileceğini kanıtlıyor.

Türkiye’de biyoçözüm sektörünün günümüzdeki durumu ve gelecek beklentileri neler?

Türkiye'nin bugün sahip olduğu sanayi altyapısı, güçlü tarım sektörü, stratejik coğrafi konumu ve Avrupa ile entegre üretim yapısı düşünüldüğünde, biyoekonomide önemli bir sıçrama yapabilecek ülkeler arasında yer aldığını düşünüyoruz. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon düzenlemeleri ve küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, biyoloji temelli teknolojileri artık yalnızca çevresel bir tercih olmaktan çıkarıp rekabetçilik açısından stratejik bir gereklilik hâline getiriyor. Türkiye için de asıl fırsat tam burada yatıyor.

Amsterdam Data Collective (ADC) işbirliğiyle hazırladığımız ve Türkiye'de bu alandaki ilk kapsamlı çalışma olan Biyoçözümlerin Değeri: 2035'e Kadar Büyüme ve Refah – Türkiye Raporu da bunu somut verilerle ortaya koyuyor. Bugün biyoçözümler Türkiye ekonomisinde yaklaşık 4 milyar avroluk üretim değeri oluşturuyor ve doğrudan ile dolaylı olarak 28 binden fazla istihdamı destekliyor. Bu, aslında henüz yolun başında olduğumuzu gösteren önemli bir başlangıç noktası.

Raporun en dikkat çekici bulgusu ise geleceğe ilişkin potansiyel. Doğru sanayi, tarım, enerji ve iklim politikalarının, öngörülebilir bir düzenleyici çerçeve ve güçlü kamu-özel sektör işbirlikleriyle desteklenmesi hâlinde, biyoçözümlerin ekonomik etkisinin 2035 yılına kadar yüzde 170'in üzerinde büyüyerek 10,8 milyar avroya ulaşabileceğini ve 75 binden fazla kişiye istihdam sağlayabileceğini öngörüyoruz.

Ancak burada en önemli nokta yalnızca yeni bir sektör oluşturmak değil. Asıl mesele, Türkiye'nin bugün güçlü olduğu gıda, tarım, tekstil, kimya, enerji ve imalat sanayi gibi sektörleri biyolojinin sunduğu yeniliklerle daha verimli, daha düşük karbonlu ve daha rekabetçi hâle getirebilmek. Başka bir ifadeyle, biyoçözümler Türkiye'ye yeni bir sanayi kurmaktan çok, mevcut sanayisini geleceğe hazırlama fırsatı sunuyor. Biz de bu nedenle biyoçözümleri yalnızca bir sürdürülebilirlik başlığı olarak değil, Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak stratejik bir büyüme alanı olarak görüyoruz.

Novonesis olarak sizin faaliyetlerinizden biraz bahseder misiniz?

Novonesis, Chr. Hansen ve Novozymes’in birleşmesiyle doğan, ancak arkasında her iki şirketin de bir asırı aşkın bilimsel birikimini taşıyan küresel bir biyoçözüm şirketi. Bugün mikroorganizmalar, enzimler ve fermantasyon teknolojileriyle gıdadan tarıma, ev bakımından tekstile, biyoenerjiden endüstriyel üretime kadar 30’dan fazla sektörde faaliyet gösteriyoruz.

Türkiye ise bizim için yeni bir pazar değil, yaklaşık 40 yıldır içinde olduğumuz, güçlü bağlarımızın ve uzun soluklu iş ortaklıklarımızın bulunduğu stratejik bir ülke. Bu süre içinde Türkiye’deki üreticilerle birlikte çalışarak onların süreçlerini daha verimli, daha sürdürülebilir ve daha rekabetçi hâle getirmeye odaklandık.

Biz kendimizi yalnızca ürün sunan bir şirket olarak görmüyoruz. Asıl rolümüz, müşterilerimizin üretim süreçlerini biyolojinin gücüyle dönüştürmelerine destek olan bir inovasyon ve çözüm ortağı olmak. Çünkü bugün şirketler bizden sadece yeni bir ürün değil, daha az enerji, daha az su, daha düşük karbon yoğunluğu ve daha yüksek verimlilikle nasıl üretim yapabileceklerine dair bilgi, teknoloji ve uygulama deneyimi bekliyor.

Türkiye’de de gıda, tarım, tekstil, ev bakımı, endüstriyel üretim ve biyoenerji gibi alanlarda bu yaklaşımı hayata geçiriyoruz. Küresel Ar-Ge birikimimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturuyor, üreticilerle yakın çalışarak çözümlerimizi onların operasyonlarına entegre ediyoruz. Bunun yanında kamu kurumları, akademi ve sektör paydaşlarıyla bilgi paylaşımına dayalı bir diyalog yürütmeyi de önemsiyoruz. Hedefimiz yalnızca Türkiye’de daha fazla biyoçözüm kullanılması değil, Türkiye’nin biyoekonomi alanında bölgesel bir yetkinlik ve uygulama merkezi hâline gelmesine katkı sunmak.

Biyoçözümlerin COP31’te ne gibi bir yer tutmasını bekliyorsunuz?

COP31’in, iklim gündeminde artık “ne yapılmalı?” sorusundan çok “nasıl uygulanmalı?” sorusunun öne çıktığı bir döneme denk geldiğini düşünüyorum. Bu nedenle biyoçözümlerin COP31’de çok güçlü bir yer tutma potansiyeli var. Çünkü biyoçözümler, uzun vadeli ve teorik bir vaat değil, bugün sanayide, tarımda, gıdada, enerjide ve günlük yaşamda uygulanabilen, ölçeklenebilir ve ölçülebilir etkiler yaratabilen teknolojiler.

Türkiye’nin COP31 başkanlığı da bu açıdan önemli bir fırsat sunuyor. İklim gündemini yalnızca emisyon azaltımı perspektifinden değil, sanayi politikası, rekabetçilik, enerji güvenliği, gıda güvenliği ve yeşil büyüme perspektifinden de ele almak mümkün. Biyoçözümler tam da bu başlıkların kesişim noktasında yer alıyor.

Örneğin, sanayide enzim temelli çözümler daha düşük sıcaklıklarda ve daha az kaynak kullanımıyla üretimi mümkün kılarak enerji verimliliğini ve karbon azaltımını destekleyebiliyor. Tarımda biyolojik girdiler, verimliliği artırırken toprağın sağlığını korumaya ve kimyasal girdi ihtiyacını azaltmaya katkı sağlayabiliyor. Enerji ve taşımacılık alanında ise biyoyakıtlar ve sürdürülebilir havacılık yakıtları, özellikle karbonsuzlaşması zor sektörlerde daha düşük karbonlu alternatiflerin ölçeklenmesi açısından kritik bir rol oynayabilir.

Bu nedenle COP31’de biyoçözümlerin yalnızca çevresel bir teknoloji başlığı olarak değil, iklim hedefleriyle ekonomik kalkınmayı birlikte ele alan stratejik bir çözüm alanı olarak görülmesini bekliyoruz. Bizim açımızdan en önemli konu, bu çözümlerin politika çerçevelerinde, finansman mekanizmalarında ve kamu-özel sektör iş birliklerinde daha görünür hâle gelmesi. Çünkü iklim hedeflerine ulaşmak için yalnızca yeni taahhütlere değil, bugün uygulanabilir teknolojileri hızla ölçeklendirecek işbirliklerine ihtiyacımız var. Biyoçözümler de bu dönüşümün önemli kaldıraçlarından biri olabilir.

Şirket olarak gelecekle ilgili planlarınız neler?

Novonesis olarak vizyonumuz çok net: Dünyanın üretme biçimini biyolojinin gücüyle dönüştürmek. İnanıyoruz ki önümüzdeki dönemde şirketlerin rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlardan biri, doğal kaynakları daha verimli kullanan, daha düşük karbonlu ve daha dayanıklı üretim modellerine ne kadar hızlı geçebildikleri olacak. Biyoloji de bu dönüşümün temel itici güçlerinden biri olacak.

Türkiye özelinde ise hedefimiz yalnızca biyoçözümlerimizi daha fazla sektöre ulaştırmak değil, Türkiye'nin biyoekonomi alanında bölgesel bir uygulama ve inovasyon merkezi hâline gelmesine katkı sunmak. Gıda, tarım, endüstriyel üretim ve biyoenerji gibi stratejik alanlarda üreticilerimizin verimliliklerini artırırken aynı zamanda küresel rekabet güçlerini desteklemeye devam edeceğiz.

Bunun yanında ekosistemin gelişmesini de en az teknoloji kadar önemsiyoruz. Kamu kurumları, üniversiteler, araştırma merkezleri ve özel sektörle yürüttüğümüz işbirliklerini güçlendirerek, bilim temelli ve öngörülebilir politika çerçevelerinin oluşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Çünkü biyoekonominin gelişimi tek bir şirketin başarısıyla değil, güçlü bir ekosistemin oluşmasıyla mümkün.

Son olarak, Türkiye'nin önünde çok önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz. Güçlü sanayi altyapısı, tarımsal kapasitesi ve stratejik konumuyla Türkiye, biyoloji temelli dönüşümün kazanan ülkelerinden biri olabilir. Biz de yaklaşık 40 yıldır faaliyet gösterdiğimiz bu ülkede, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin rekabet gücünü şekillendirecek bu dönüşüm yolculuğunun güvenilir iş ortaklarından biri olmaya devam edeceğiz.

21. yüzyılda ülkelerin rekabet gücü yalnızca ne ürettikleriyle değil, nasıl ürettikleriyle de ölçülecek. Biz biyolojinin, Türkiye'nin yeni büyüme ve rekabetçilik hikâyesinde belirleyici bir rol oynayacağına inanıyoruz.

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş