Obeziteye yönelik olarak geliştirilen GLP-1 tipi ilaçlar, ilaç sektörünü dönüştürmeye devam ediyor. Söz konusu ilaçlara olan erişimi artırmanın yalnızca fiyatlandırmayla ilgili olmadığını kaydeden Novo Nordisk Uluslararası Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Emil Kongshøj Larsen, “Uzun vadeli obezite bakımını desteklemek için üretim kapasitesine, bilimsel veri üretimine ve sağlık profesyonellerinin eğitimine ciddi yatırımlar yapıyoruz” diyor.
Bugün obezite söz konusu olduğunda, Novo Nordisk olarak ajandanızın en üst sırasında ne yer alıyor? Dünya genelinde obezitenin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Obezite, dünya genelinde 1 milyardan fazla insanı etkileyen en acil halk sağlığı sorunlarından biri. Obezite, fazla kilo ya da diyabet birlikte değerlendirildiğinde ise bu sayı 2 milyar kişiye ulaşıyor. Buna rağmen obeziteyle yaşayan birçok kişi hala teşhis edilmiyor, tedavi edilmiyor ya da bakım arayışına girmelerini engelleyen damgalanmayla karşı karşıya kalıyor.
ECO (Avrupa Obezite Kongresi) bu açıdan önemli bir buluşma oldu; biz de Novo Nordisk olarak yeni klinik ve gerçek yaşam verileri sunduk. Bu veriler hem portföyümüzün etkinliğini hem de obeziteyi ciddi ve kronik bir hastalık olarak ele alma konusundaki kararlılığımızı ortaya koyuyor.
Ana odak alanlarımızdan biri obeziteyle yaşayan kadınlardı. Kadınların 1993 yılına kadar klinik çalışmalara dahil edilmediğini düşünmek oldukça zor. Özellikle son klinik çalışmalarımızdan elde edilen veriler, obezitenin menopoz gibi kadınların yaşamındaki önemli dönemlerle nasıl kesiştiğini ortaya koydu. Menopoz döneminde kardiyovasküler risk artarken kilo, hormonlar ve ruh sağlığı arasındaki ilişki de daha karmaşık hale geliyor.
Sevindirici olan şu ki, menopozun farklı evrelerindeki obez kadınlarda GLP-1 tedavilerine ilişkin daha güçlü ve anlamlı veriler görmeye başlıyoruz. Bu yaklaşım, sağlık sonuçlarının ve yaşam kalitesinin daha bütüncül biçimde ele alınmasına katkı sağlıyor. Ayrıca farklı hasta gruplarının ihtiyaçlarını daha iyi anlamaya yönelik çalışmalarımızı paylaştık.
Bu çalışmalar, obezite tedavisinde kişiye özgü ihtiyaçların ve uzun vadeli sağlık sonuçlarının önemini ortaya koyuyor. Bilimsel inovasyon çok hızlı ilerliyor ancak inovasyon tek başına yeterli değil. Kalıcı etki yaratabilmek için önleme, uzun vadeli tedavi modelleri, hasta eğitimi ve sağlık ekosisteminin tüm paydaşları arasında koordineli aksiyon gerekiyor.
Hem hastaların gerçekliği hem de obezitenin kronik bir hastalık olarak kamuoyu ve klinik düzeyde nasıl algılandığı açısından Türkiye’deki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, küresel ölçekte gördüğümüz birçok eğilimi yansıtıyor. Obezite oranları artıyor ve bunun etkisi yalnızca kiloyla sınırlı kalmıyor. Tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi durumların riskini de artırıyor.
Aynı zamanda sağlık profesyonelleri ve kamu sağlığı paydaşları arasında obezitenin uzun vadeli yönetim gerektiren kronik bir hastalık olduğu yönünde giderek artan bir farkındalık görüyoruz.
Ancak damgalama hâlâ önemli bir engel olmaya devam ediyor. Çok fazla insan kendini suçluyor ya da bakım aramaktan kaçınıyor. Farkındalığın artırılması, erken müdahale ve uygun tedaviye erişimin iyileştirilmesi için eğitim ve iş birliği büyük önem taşıyor.
Novo Nordisk’in öncülük ettiği GLP-1 tedavilerine erişim, obezite tedavisinde belirleyici görülüyor. Özellikle Türkiye gibi yüksek enflasyonlu ekonomilerde fiyat bariyeri daha da ağır hissediliyor. ABD ve Hindistan gibi pazarlarda gördüğümüz fiyatlama adımlarının benzerlerini Türkiye için de değerlendiriyor musunuz? Daha geniş perspektifte, erişimi artırmak adına neler yapıyorsunuz?
Erişim, bugün obezite bakımındaki en büyük zorluklardan biri ve bizim son derece ciddiyetle ele aldığımız bir konu. Her pazar farklı sağlık ve ekonomik koşullarda faaliyet gösteriyor. Bu nedenle fiyatlandırma veya erişim konusunda tek bir küresel model bulunmuyor. Yaklaşımımız, zaman içinde hasta erişimini iyileştirecek sürdürülebilir yolları keşfetmek için yerel paydaşlarla yakın çalışmak yönünde.
Daha geniş perspektifte bakıldığında erişim yalnızca fiyatlandırmadan ibaret değil. Uzun vadeli obezite bakımını desteklemek için üretim kapasitesine, bilimsel veri üretimine ve sağlık profesyonellerinin eğitimine ciddi yatırımlar yapıyoruz. Ayrıca obezite tedavisine uzun vadeli sağlık perspektifiyle bakmanın önemli olduğuna inanıyoruz. Çünkü etkili tedavi, zaman içinde obeziteye bağlı ciddi komplikasyonların yükünü azaltabiliyor.
Obezite çoğu zaman bireysel yaşam tarzı meselesi olarak görülüyor. Oysa ulusal sistemlere ekonomik maliyeti oldukça yüksek. Sizce hangi paydaşların daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor ve bu ekonomik yükü azaltmak için somut olarak ne yapmalılar?
Obeziteyle mücadele, tüm sağlık ekosisteminin harekete geçmesini gerektiriyor. Hükümetler ve politika yapıcılar önleme, teşhis ve uzun vadeli tedavi stratejilerine öncelik verilmesinde kritik rol oynuyor. Sağlık profesyonelleri ise obeziteyi bilim temelli bir bakış açısıyla ele alan anlayışın yerleşmesinde büyük önem taşıyor. Sektörün de yalnızca yenilikçi ilaçlar geliştirmek değil, araştırmayı, eğitimi ve işbirliğini desteklemek gibi sorumlulukları bulunuyor.
Aynı zamanda işverenler, okullar, medya ve toplumlar da kamuoyunun algısını şekillendiriyor. Damgalanmanın azaltılması kritik önem taşıyor. Çünkü obezite yalnızca irade gücü meselesi olarak görüldüğünde birçok insan ihtiyaç duyduğu bakımı alamıyor. Sonuç olarak obezitenin önlenmesine ve tedavisine yatırım yapmak yalnızca sağlık açısından değil, ekonomik açıdan da bir öncelik.
Yeni nesil obezite tedavilerinin arkasında güçlü bir Ar-Ge hattı bulunuyor. Bilimin hangi yöne evrildiğini hem hastalığın anlaşılması hem de ortaya çıkan yeni tedavi yöntemleri açısından anlatabilir misiniz?
Obezite bilimi, özellikle iştahı, metabolizmayı ve kiloyu düzenleyen biyolojik mekanizmaların anlaşılması açısından hızla ilerliyor. Bu gelişmeler, birden fazla biyolojik yolu hedefleyen ve uzun vadeli sonuçları iyileştirmeyi amaçlayan yeni nesil tedavileri şekillendiriyor.
Novo Nordisk olarak obezite Ar-Ge’sine yoğun yatırım yapmayı sürdürüyoruz çünkü hâlâ önemli ölçüde karşılanmamış ihtiyaç bulunuyor. Giderek daha fazla şekilde odak noktası yalnızca kilo kaybı değil, kardiyovasküler ve metabolik sağlık gibi daha geniş sağlık sonuçları oluyor.
Geliştirme hattımızda, farklı biyolojik mekanizmaları hedefleyen yeni nesil tedavi yaklaşımları bulunuyor. Amacımız, obeziteyle yaşayan kişilere uzun vadede daha fazla ve daha etkili seçenek sunabilmek.
Yapay zekâ hedef keşfi, klinik geliştirme ya da hasta sonuçları gibi alanlarda bu Ar-Ge sürecini hızlandırmada nasıl bir rol oynuyor?
Yapay zekâ, ilaç araştırmaları ve sağlık hizmetleri genelinde giderek daha önemli bir araç haline geliyor. İleri düzey yapay zekâyı ilaç keşfi ve klinik geliştirme süreçlerine uygulayarak, hipotez aşamasından ilk doz uygulamasına kadar geçen süreyi önemli ölçüde azaltmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda tedavi ya da potansiyel tedavi sayısında da artış bekliyoruz.
Hastalar açısından bu, yaşam değiştirici potansiyele sahip tedavilere daha hızlı erişim ve daha fazla seçenek anlamına geliyor. Sağlık profesyonelleri açısından ise daha iyi veri, daha güçlü içgörüler ve en önemli konu olan hastalarına odaklanmak için daha fazla zaman anlamına geliyor.
Özellikle Novo Nordisk’e dönersek, bu alanda yakın dönemde hayata geçirdiğiniz en önemli girişimler neler? Obezite tedavisinin uzun vadede sürdürülebilir olmasını sağlamak adına nasıl yatırımlar yapıyorsunuz?
Novo Nordisk, obeziteyi uzun vadeli stratejik bir öncelik haline getirdi ve son yıllarda tüm değer zinciri boyunca yatırımlarını önemli ölçüde hızlandırdı. En görünür şekilde, yenilikçi GLP-1 bazlı obezite tedavilerine küresel erişimi genişletmeye devam ederken etkinliği, kullanım kolaylığını ve uzun vadeli sağlık sonuçlarını geliştirmeye odaklanan geniş bir yeni nesil ürün hattını da ilerletiyoruz.
Yakın dönemde farklı pazarlarda kaydedilen düzenleyici ilerlemelerden büyük heyecan duyuyoruz. Bu gelişmeler, yenilikçi obezite tedavilerine erişimin genişletilmesi açısından önemli bir adım oluşturuyor.
Bunlar, yenilikçi obezite tedavilerine küresel erişimi artırma hedefimiz açısından önemli kilometre taşları. Aynı zamanda uygun hastalara dünya genelinde daha fazla seçenek ve tedavi alternatifi sunuyor. Hedefimiz yalnızca yenilikçi tedaviler geliştirmek değil, aynı zamanda önleme, erken müdahale ve uzun vadeli hastalık yönetimini destekleyen sürdürülebilir sağlık sistemlerinin oluşmasına katkı sağlamak.
Yeni tedavilere yönelik düzenleyici onay süreçleri Avrupa’da genellikle ABD’ye kıyasla daha uzun sürüyor. Bu regülasyon gecikmesi inovasyon hızınızı etkiliyor mu? Ayrıca obezite inovasyonunun gelişebileceği ekosistemlerin kurulmasına katkı sağlamak için neler yapıyorsunuz?
İnovasyon hızlı ilerliyor ve sağlık sistemleri ile düzenleyici çerçevelerin, hastaların yeni tedavilere zamanında erişebilmesini sağlayacak şekilde gelişmesi büyük önem taşıyor. Bazı pazarlarda gördüğümüz hızlı düzenleyici süreçler, obeziteyle mücadeledeki aciliyeti ve yenilikçi regülasyon ile sağlık ekosistemlerinin gücünü yansıtıyor.
Novo Nordisk olarak inovasyona bağlılığımız uzun vadeli ve küresel ölçekte sürüyor. Avrupa dahil olmak üzere farklı bölgelerde araştırma, klinik geliştirme ve bilimsel iş birliklerine yoğun yatırım yapmaya devam ediyoruz. Ayrıca güçlü inovasyon ekosistemlerinin düzenleyiciler, sağlık sistemleri, akademi, politika yapıcılar ve sektör arasında yakın iş birliğine dayandığına inanıyoruz.
Geçen yılki sohbetimizde Dr. Yan Cai, obezite bakımında köklü bir dönüşüm yaşandığını söylemişti. Bu dönüşüm yalnızca klinik protokolleri değil, ilaç şirketlerinin iş yapış biçimlerini de yeniden şekillendiriyor. Sizce sektörün iş modeli nasıl evriliyor ve Novo Nordisk bu dönüşüme liderlik etmek için nasıl konumlanıyor?
Novo Nordisk olarak obezite bakımında liderliğin uzun vadeli ve işbirlikçi bir yaklaşım gerektirdiğine inanıyoruz. Bu da bilimsel inovasyonu sorumlu erişim stratejileri, üretim yatırımları ve sağlık sistemlerinin hazır olmasını destekleyen çalışmalarla birleştirmek anlamına geliyor. Sonuç olarak obezite bakımında sürdürülebilir ilerleme hükümetler, sağlık hizmeti sağlayıcıları, akademi, hasta organizasyonları ve sektör arasındaki güçlü ortaklıklara bağlı olacak.