Kurumsal sürdürülebilirlik bir duraklama döneminden geçiyor gibi görünüyor. ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) siyasi açıdan riskli bir konuya dönüştü. Sürdürülebilirlik ekipleri küçülüyor ve pek çok üst düzey yönetici dikkatini yapay zekâ, ekonomik belirsizlik ve düzenleme alanındaki parçalı yapıya çevirmiş durumda. Peki, aslında somut getiri sağlamayan girişimlere tahammül göstermeyen yatırımcılar olan özel sermaye şirketleri, neden hâlâ sürdürülebilirlik alanına yatırım yapıyorlar?

PwC’nin State of Decarbonization raporuna göre, şirketlerin yüzde 82’si taahhütlerini korumakla kalmamış, hızlandırmış. Kurumsal karbonsuzlaşma taahhütleri neden artmaya devam ediyor?

Enerji dönüşümüne yönelik yatırımlar neden geleneksel yakıtlara yapılan yatırımları geride bıraktı?

Sürdürülebilir ambalajlı tüketim ürünleri, neden ortalama yüzde 27’lik fiyat farkına rağmen artık ABD pazarının yüzde 25’inden fazlasını elinde tutuyor?

Cevap şu: Pek çok şirket maliyetleri düşüren, riski azaltan, tedarik zincirlerini güçlendiren, verimliliği artıran ve gelir sağlayan sürdürülebilirlik stratejilerinden hâlâ önemli ölçüde değer elde edebilir. Örneğin, BCG ve ESG Data Convergence Initiative (EDCI) tarafından hazırlanan rapora göre özel sermaye şirketleri, sürdürülebilirlik odaklı girişimler sayesinde bir yatırımın ömrü boyunca FAVÖK'te yüzde 4 ila 7 oranında artış elde ediyor.

Kurucu direktörlüğünü üstlendiğim ve şu anda danışman olarak görev yaptığım NYU Stern Center for Sustainable Business’ın (CSB) sürdürülebilirlik yatırımının geri dönüşü (ROSI) metodolojisi, en belirgin fırsatların dört alanda yoğunlaştığını ortaya koyuyor: Döngüsellik, karbonsuzlaşma, sürdürülebilir tedarik ve çalışan refahı. Bu yöntemin temelini oluşturan araştırmalar, söz konusu alanların her birinin daha güçlü bir finansal performansa ulaşmak adına kendine özgü yollar sunduğunu gösteriyor.

Döngüsellik

Kurumsal liderler, bir yandan jeopolitik çatışmalar, gümrük vergileri ve düzenleyici engellere karşı operasyonlarını daha dayanıklı hale getirmeye çalışırken, diğer yandan artan tedarik zinciri ve girdi maliyetlerini yönetmekte zorlanıyorlar. Çoğu zaman döngüsellik, yani ürünlerin veya bileşenlerin yeniden kullanılması ile tedarik zinciri dayanıklılığı ve maliyetler arasındaki bağlantıyı kurmakta başarısız oluyorlar. Atıkların yeniden kullanılması veya kullanılmış malzemelerin yenilenmesi girdi ve atık bertaraf maliyetlerini düşürüp söz konusu risklere maruz kalma düzeyini azaltırken, aynı zamanda düzenleyici ve ticari avantajlar da sağlıyor. Örneğin bir otomotiv şirketi, bir ürünü ithal etmek yerine ABD içinde yerel kaynaklardan temin edip yeniden kullandığında, değişken gümrük vergilerinden kaynaklanan risklere daha az maruz kalıyor. Benzer şekilde, yerel kaynaklı bir ürünü yeniden kullanan bir şirket, Hürmüz Boğazı gibi jeopolitik risklerin yaşandığı bölgelere daha az bağımlı hale geliyor. Örneğin Renault, eski araç parçalarını toplamak ve bunları yeni araçlarda yeniden kullanmak amacıyla “The Future is Neutral” başlıklı yeni bir iştirak kurdu. Şirket, araçlarını yüzde 85 ila 90 oranında geri kazanılabilir olacak şekilde tasarlıyor. CSB kullanılmış araç bileşenlerinin yüzde 2,5’ini yeniden kullanan, yüzde 10’unu geri dönüşümcülere satan ve geri kalanını bertaraf etmek için Avrupa'da ödeme yapan bir otomotiv üreticisiyle bir ROSI çalışması yürüttü. Şirket, azalan maliyetler ve geri dönüştürülmüş malzeme gelirleri sayesinde yıllık 100 milyon dolar net kazanç sağlıyordu. Otomotiv sektörü için söz konusu döngüsellik fırsatı, ABD’de en yüksek gümrük vergisine tabi olan çelik ve alüminyum ürünleri (yüzde 40) ile otomotiv parçaları (yüzde 18,2) olduğu gerçeğiyle de pekişiyor. Ayrıca, dünya alüminyum arzının yaklaşık yüzde 9’u Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor ve alüminyum fiyatları pandemi döneminden bu yana görülmemiş seviyelere ulaştı.

Başka bir ROSI vaka çalışmasında, iki ilave otomotiv üreticisiyle yürüttüğümüz işbirliği sonucunda geri dönüştürülmüş alüminyum ve yeşil çelik tedarikiyle girdi, atık bertarafı ve AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi düzenleyici ücretlere ilişkin maliyetlerin azaltılması sayesinde, 10 yıllık bir süreçte 360 ​​milyon dolarlık (339 milyon avro) net fayda sağlandığını tespit ettik. Advocate Health ile yaptığımız çalışmada, tıbbi cihazların yenilenmesi (atık bertarafı ve sıfır ürün tedariki maliyetlerinin düşmesi) sayesinde yıllık 3,5 milyon dolarlık bir fayda belirledik. Giyim firmaları Eileen Fisher ve Reformation ile yürüttüğümüz çalışmalarda ise, kullanılmış giysilerin satışı (yeni müşteriler kazanılması ve aynı ürünün iki kez satılması) yoluyla yıllık 1,8 ila 1,9 milyon dolarlık net fayda elde edildiğini saptadık.

Endüstri, her yıl çıkardığımız tüm doğal kaynakların yalnızca yüzde 6,9’unu yeniden kullanıyor, geri dönüştürüyor veya ileri dönüştürüyor. Potansiyel bir girdi malzemesi olarak değerlendirildiğinde bu atık, mevcut işletmelerin yanı sıra yeni platformlar, hizmetler ve ürünler için de muazzam ticari fırsatlar yaratıyor.

Karbonsuzlaşma ve Enerji Verimliliği

Enerji yönetimi, sürdürülebilirlik hareketinin ilk “kazan-kazan” örneğiydi. Bir şirket tesislerini ve üretim süreçlerini daha enerji verimli hale getirdiğinde, bundan hem gezegen hem de şirketin kârlılığı fayda sağlardı. Bugün, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim ve Ukrayna'daki savaşın tetiklediği fosil yakıt maliyetlerindeki hızlı artışa rağmen, enerji maliyetlerini düşürmenin, dalgalı enerji fiyatlarına ve düzenleyici maliyetlere olan maruziyeti azaltmanın yanı sıra müşteriler ve yatırımcılar nezdindeki cazibeyi artırmak adına da hâlâ büyük fırsatlar bulunuyor.

Borsa, enerji dönüşümüne yatırım yapan şirketleri ödüllendirebilir. PwC’nin State of Decarbonization raporu, belirli sektörlerde dönüşüme sermaye yatıran şirketler ile bu şirketlerin değerleme primleri arasında güçlü bir korelasyon olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, iklim dönüşümüyle uyumlu sermaye harcaması (capex) payına sahip petrol ve gaz şirketlerinde değerleme primi yüzde 15, teknoloji ve elektronik sektöründe yüzde 59, tarım, gıda ve içecek sektöründe ise yüzde 36 olarak gerçekleşti.

CSB'nin şirketlerle yürüttüğü araştırmalar, karbonsuzlaşma süreciyle bağlantılı sayısız finansal faydayı ortaya koyuyor. Geniş bir gayrimenkul portföyüne sahip bir şirket için iki senaryoyu incelediğimizde, mevcut bir binada enerji verimliliği odaklı yenileme çalışmalarıyla metrekare başına 1 dolar, “net sıfır” standartlarında yeni bir binanın inşasıyla ise metrekare başına 2 dolar tutarında işletme faydası sağlanabileceğini tespit ettik. Bir ilaç şirketi, karbonsuzlaşma optimizasyonu sayesinde her bir dağıtım rotasında 206 bin ila 415 bin dolar arasında maliyet tasarrufu elde etti. Karbonsuz ürün ve hizmetler sunan bir B2B şirketinin, pazar avantajları ve operasyonel verimlilik kalemlerinde 60 milyon dolar (45 milyon sterlin) düzeyinde bir kazanım sağlaması muhtemel. Maddi olmayan unsurlar da değer yaratabilir; nitekim bir enerji şirketi, diğer faktörlerin yanı sıra çalışan verimliliğini artıran enerji tasarruflu LED aydınlatma dönüşümü sayesinde yıllık tahmini 2,1 milyon dolarlık net fayda sağladı.

Karbonsuzlaşma ve diğer sürdürülebilirlik stratejilerinin faydalarını anlamak bütünsel bir analiz gerektiriyor. Örneğin, bir tesisin LED aydınlatmaya dönüştürülmesinin enerji maliyetlerinden tasarruf sağladığını, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara maruz kalmayı azalttığını ve ayrıca bakım maliyetlerini önemli ölçüde düşürdüğünü (LED lambalar yıllarca dayanır, yani yıllık ampul değişimine artık gerek kalmaz) öngördük. Ayrıca elektrik santrali örneğinde görüldüğü gibi işçi verimliliğini de artırır ve şirketlerden duyduğumuz kadarıyla, daha iyi aydınlatma sayesinde fabrika zeminindeki kazaları azaltabilir. Yasal düzenlemelere veya karbonsuzlaşmaya yönelik müşteri talebine maruz kalan şirketler için, ücretleri azaltabilir ve satışları veya primleri artırabilir.

Sürdürülebilir Tedarik

Enflasyonist ve maliyet odaklı rekabetin yoğun olduğu bir ortamda, sürdürülebilir tedarik de şirketlere avantaj sağlayabilir. Çevresel ve sosyal sağlık açısından faydalar sunmasının yanı sıra tedarik zinciri riskini azaltabilir, tedarikçi ilişkilerini iyileştirebilir, istikrarlı bir tedarik yapısı oluşturabilir, tedarik bölgelerindeki kamu otoriteleri ve yerel topluluklar nezdinde güven tesis edebilir, şirketlerin yasal düzenlemelere uyum sağlamasına yardımcı olabilir ve hem kurumsal hem de bireysel müşterilere hitap edebilir.

Hammaddelerin tedariki giderek daha karmaşık ve maliyetli hale gelirken ve tüketiciler tüketim alışkanlıklarının sağlık ve sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerine giderek daha fazla odaklanırken, sürdürülebilir tedarik stratejilerine sahip şirketler rakiplerine kıyasla daha rekabetçi olacaklar.

Yüksek enflasyonun yaşandığı son birkaç yılda ABD’de sürdürülebilirlik odaklı pazarlanan paketli tüketim ürünleri satışlarını incelediğimizde, bu ürünlerin yüzde 10,9’luk beş yıllık bileşik yıllık büyüme oranıyla (CAGR), geleneksel yöntemlerle pazarlanan ürünlere kıyasla 4,9 kat daha hızlı büyüdüğünü görüyoruz. Daha uygun fiyatlı olmaları sayesinde, özel markalı ürünler de pazar payını artırdı. (Gerçi bu artış o denli yüksek olmadı.) Pazar payı kaybedenler ise geleneksel markalar oldu; bu da hareketsiz kalmanın bedeliydi.

CSB’nin sürdürülebilir tedarik konusundaki ROSI vaka çalışmaları şunları öne çıkarıyor:

  • Düzenleyici riskleri ve itibar riskini azaltmak, daha iyi fiyatlandırma sağlamak ve müşteri sadakatini artırmak amacıyla, standart (emtia tipi) kakao tedarikinden sürdürülebilir ve izlenebilir kakao tedarikine geçiş yapan özel markalı bir çikolata üreticisi için öngörülen 2,7 milyon dolarlık (2,4 milyon avro) fayda.
  • Zorlu coğrafyalardan gelen simgesel nitelikteki hammaddeler için sürdürülebilir bir tedarik programı uygulayan bir baharat şirketi adına (azalan risk, artan dayanıklılık ve iyileşen pazar talebini yansıtan) yıllık 6 milyon dolarlık fayda.
  • Amazon'da sürdürülebilir uygulamalarla üretilen, ormansızlaşmaya yol açmayan sığır eti tedarik programı. Bu program, besi hayvanı yetiştiricileri (verimlilik ve kalite iyileştirmeleri sayesinde 10 yıllık 18 ila 34 milyon dolarlık Net Bugünkü Değer- NPV), mezbahalar (kalite, risk azaltımı ve pazar talebi sayesinde 10 yıllık 20 ila 100 milyon dolarlık NPV) ve markalar (risk azaltımı ve fiyat primleri sayesinde 10 yıllık 13 ila 62 milyon dolarlık NPV) için finansal faydalar sağlıyor.

Çalışan Refahı

Ön saflarda çalışanların düşük maaşları, üç haneli işten ayrılma oranlarına, hırsızlığa, düşük verimliliğe, mutsuz müşterilere ve yüksek İK maliyetlerine yol açıyor. Ancak şirketler bu maliyetleri çalışan maaşlarıyla birlikte değerlendirmiyor ve tasarruf etmek için para harcıyorlar. Bunun nedeni kısmen, muhasebenin çalışanlara yapılan yatırımları maliyet olarak değerlendirmesi ve sonucunda da yönetimin yetersiz yatırım yapması. Çalışan sağlığı ve güvenliğini güçlü bir şekilde yönetmek, çalışanların elde tutulmasını, sigorta ve işlem maliyetlerinin azalmasını ve verimliliğin artmasını sağlıyor. Örneğin, incelediğimiz bir üretim şirketinin, ön saflardaki çalışanlar için sağlık ve güvenlik müdahalelerine yatırım yapmasıyla, azalan arıza süresi, tazminat maliyetleri, fazla mesai maliyetleri ve İK personel maliyetlerinden kaynaklanan 40 milyon dolarlık net fayda sağlayabileceğini buldu.

Temel İlkeler Değişmedi

İklim değişikliği, kaynak kıtlığı ve eşitsizliğin iş dünyası için ciddi zorluklar yarattığı bir dünyada, şirket liderleri sürdürülebilirliği stratejik yönetimin ayrılmaz bir parçası haline getirerek organizasyonlarını koruyabilir ve büyütebilirler. Şirket açısından büyük önem taşıyan konulara odaklanan etkili sürdürülebilirlik girişimleri inovasyon ve büyümeyi, çalışan verimliliğini, maliyetlerin düşürülmesini, satışların artmasını ve risklerin azaltılmasını sağlayabilir.

Sürdürülebilirlik stratejisinin temel esasları değişmedi: Organizasyonu önemli ölçüde etkileyen çevresel ve sosyal konuları yönetmek, sonuca dayalı sürdürülebilirlik hedefleri belirlemek ve kaydedilen ilerlemeyi finansal performansla ilişkilendirmek. Başarılı olmak için şirketler daha düşük gider, azaltılmış risk, daha güçlü gelir ve diğer operasyonel kazanımlar yoluyla bilançoda yaratılan değeri veya önlenen maliyetleri ölçmeli ve bu süreci olağan iş karar alma mekanizmalarına entegre etmeliler.