Sibel Asna

A&B İletişim ve Armaş Vakfı YKB

“Vakıf çatısı altında ajans yapısını güçlendiriyoruz”

4 Mayıs 2026, Pazartesi

Türkiye’nin ilk PR şirketlerinden olan A&B İletişim’i ekoloji ve çevre odağında eğitimler veren Armaş Vakfı çatısı altında konumlayan ajans başkanı Sibel Asna Özesmi, bu yeni yapıyla hem ajansın etik kodlarını korumaya aldıklarını hem de iletişim uzmanlarının çalışma modelini dönüştürdüklerini söylüyor.

A&B İletişim 53 yıllık bir PR şirketi. Aldığınız son kararla şirketi Armaş Vakfı’na devrettiniz. Böyle bir kararı almanızın nedeni neydi?

Doğru; A&B İletişim, Türkiye’nin ilk halkla ilişkiler şirketi. 12 yıl boyunca Türkiye’deki tek PR şirketi olarak çalıştı. Ben de şirketi Alaattin Asna'dan devralmıştım. Bu yapı, 12 yıl boyunca tek başına Türkiye'de iletişim ve hakla ilişkileri öğretmeye çalıştı; adeta bir okul oldu.

Kurucumuz Alaattin Asna da ülkemizde alanın kurucularından sayılıyor. Uzun yıllar boyunca üniversitede hocalık yaptı; kitaplar yazdı; iletişimi anlatmaya çalıştı. Dolayısıyla öncelikle ona karşı bir gönül borcum vardı. Bir yandan da A&B ismi benden sonra ne olacak diye düşünüyordum.

A&B İletişim’in alametifarikası, etik konusuna ayrı bir önem vermesidir. Zaman içinde öğrendiklerimizle, belli etik kurallar belirledik. Şirketi devraldığım zaman dört temel kuralla yola çıktık: Öncelikle devletle iş yapmamak, ikincisi siyasi partilerle iş yapmamak, üçüncüsü lobicilik yapmamak ve son olarak da basınla olan ilişkilerimizde basın ahlakına uygun davranmak.

Zaman içinde öğrendiklerimizden farklı prensipler de belirledik. Örneğin zamanında sigara üreticileriyle de çalıştık. Ancak sigara tüketiminin akciğer kanserine etkisi ortaya çıkınca bu konudaki tavrımızı netleştirdik. Sigara üreticileriyle çalışmamak, fosil yakıt, GDO şirketleriyle çalışmamak gibi. Tabi bu konuda çok eleştiri aldığımız da oldu; ama 53 yıl boyunca tüm bu ilkeleri gözeterek çalışmalarımızı başarıyla sürdürülebildik. İşte etik kodlara sadakat böyle bir şey… Bu yaklaşımı daima koruduk.

Bu yaklaşımımız zaman zaman küçülmemizi gerektirse de farklı yapılarla çalışmaya devam ederek işlerimizi büyüttük. Türkiye’nin en prestijli, önde gelen firmalarıyla çalıştık.

Bugünlerde mesela yapay zekânın etik boyutu üzerine çalışıyoruz. Henüz gözlemliyoruz. Zira iletişim, her türlü iyiliğe ve her türlü kötülüğe sebebiyet verebilecek bir meslek. Çağımızın en güçlü mesleklerinden biri. Daima dikkatli olmak gerekiyor.

Peki, şirketi vakıf yapısına dönüştürme fikri nasıl doğdu?

Uzun bir zamandır şirketin benden sonra etik kodlarını da koruyarak nasıl yola devam edeceği üzerine düşünüyordum. O sırada dünyada da farklı gelişmeler oluyordu. Mesela, outdoor giyim ürünleriyle tanınan Patagonia’nın yapısını vakfa çevirmesi gibi. Patagonia’daki dönüşüm beni epey düşündürdü. Hatırlarsanız önce B Corp olarak çalıştı, ardından vakıf yapısına geçti. A&B İletişim’in değerlerini koruyarak faaliyetlerine devam etmesi önem taşıyordu. Bunu sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç vardı.

Bu gelişmeler olunca ben, Türkiye’de benzer bir uygulamanın yapılıp yapılmayacağı üzerine düşünmeye başladım. Zira Türkiye’de çok az sayıda firma bu modeli uyguluyor. Hukuki altyapı da önemli. Ardından Hrant Dink Vakfı'nın mali müşaviriyle yolumuz kesişti;  vakıflar konusunda yetkin bir kişiydi. Kendisiyle bu konuda epey bir konuştuk. Yönetiminde olduğum Armaş Vakfı yapısı da olunca şirketin hisselerini buraya devredebileceğimize inandık.

Armaş Vakfı’nı aslında yıllar önce kurmuştunuz. Vakıf kurulurken böyle bir girişimi düşünmemiştiniz, değil mi?

Hayır. Hayır. Aslında taşlar yerine oturdu. Çünkü vakıf çalışmaları da zaman içinde bize çok şey öğretti. Vakfın neler yapabileceğini ve A&B'nin burada nasıl bir rol oynayabileceğini daha net görmeye başladım.

Armaş Vakfı’nın kurulma süreci nasıl gerçekleşmişti?

İzmit Akmeşe’deki çiftlik evimizin 2019 yılı temmuz ayında başlayan yenilenme süreci, Armaş Vakfı’nın kuruluşuna giden yolun ilk adımıydı. Yıllardır bir okul fikri vardı kafamda. Eşim Uygar Özesmi de sosyal değişimi akademisi üzerine çalışıyordu. Bu çalışmaları vakıf çatısı altında yürütebileceğimize inandık. Eş kurucularımız Selda ve Turgay Gönensin ile birlikte vakıf çalışmalarını canlandırdık. Amacımız, insanın doğayla ve tüm canlı-cansız varlıklarla barış içinde yaşadığı bir ortam sunmaya katkıda bulunmak. Bugün Armaş Akademi ve Armaş Vakfı, ekoloji odağında kapsayıcı eğitimler veriyor. Benzer değerlere sahip kurumlarla da işbirlikleri yapıyoruz.

Yeni yapılanma ile vakıf ve PR ajansı nasıl faaliyet gösterecekler? Nasıl bir iş modeli yarattınız?

A&B İletişim ile vakıf yapısının bir araya gelmesi, zengin bir içerik oluşturuyor. Ajans ve vakıf, birbirini güçlendirecek iki oluşum. Ama bir taraftan ajans para kazanmaya devam edecek. Ajans ekibimiz aynen çalışmaya devam ediyor. Bundan sonra A&B İletişim, A&B danışmanlık adını aldı.

Yaptığımız yeni düzenlemeyle ajans kârının yüzde 5’i vakfa gidecek. Kalan akçeler çalışanlar arasında, çalışanlarımızın kendilerinin belirledikleri liyakat kriterlerine göre bölüşülecek. kıdem tespitleri şunlar, bunlar. Ben de artık şirketten 5 kuruş almayacağım.

Anladığım kadarıyla bu çalışma modeli, ajans çalışanları için de farklı bir çalışma biçimi getiriyor. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Kesinlikle. Aslında çalışanlar sadece maaş alan iletişim uzmanları değil, kendi hedeflerini koyan, kendi paralarını kendileri kazanan kişiler haline dönüştüler. Biz bu yapıya geçmeden önce tüm çalışanlarımızla konuştuk. Ne mutlu ki tüm çalışanlarımız bu şekilde devam etmek istediler. Yeni yapıya geçerken kıdem tazminatlarını aldılar. Aslında çalışanın temel bir maaşı olmuyor da adeta bir kolektif gibi çalışıyorlar. Elbette sabit bir maaşları, SGK primleri vs. var. Ancak bunun da üzerine kârdan prim almaya başlıyorlar. O kâra olan katkılarını, KPI'larını kendileri belirlediler. Bazen maaş, bazen eğitim ya da farklı gelişim destekleriyle…

Öte yandan, ekibimiz artık bir girişimci zihniyetiyle çalışıyor. Aslında geçmişte, henüz vakıf fikri oluşmadan önce çalışanlara şirket hissesi önermiştim ama kabul etmemişlerdi. Tabi zaman da, çalışma yaklaşımı da artık değişti. Zaten iletişim de aslında memur zihniyetiyle yapılacak bir iş değil.

Kolektif bir modele geçiş, ajansın işleyişini nasıl değiştirdi?

Eskiden müşterileri bağlamak gibi birçok temel işin ajans başkanı tarafından yürütülmesi bekleniyordu. “Sibel hanım o işi hallediyor, ben bana verilen işi yaparım” deniliyordu. Aslında ben bu zihniyeti de değiştirmek istedim. Dedim ki, “kendi kendini yöneten bir şirket kuracağız.”

Zira bizim mesleğimiz, tek başına, bir kişinin bilgisiyle yapılacak bir iş değil. Ortak akla ihtiyaç var. Hele şimdi, bugünkü dönemde. Eskiden basın bülteni yazarak, strateji çizerek oluyordu ama şimdi o kadar çok boyutu var ki mesleğin. Tek başına bir kişinin yetkinlikleri bunu karşılayabilecek nitelikte değil. Dolayısıyla farklı niteliklere sahip, hepsi konusunun uzmanı, hepsi alanını iyi bilen ve iyi yapan insanların ortak çalışmasını güçlendirmeye çalışıyoruz. Peki, burada handikap nedir? Ego. Egosuz gelirsen bu işi başarırsın.

Ben hiç çekinmeden, Sibel olarak, benim en junior çalışanımın liderliğinde de iş yaparım. Bu beni gocundurmaz. Çünkü o, onun bildiği iş. Ben bilmiyorum. Konuyla ilgili ne yapılacaksa, o bana talimat verir. Bu esnekliği sağlayınca işler başarıyla yürüyor.

Artık A&B bir danışmanlık şirketi mi oldu? Hukuki yapısı nasıl değişti?

Eskiden anonim şirket idik, şimdi limited olduk. İsmimiz de belirttiğim gibi A&B danışmanlık oldu. Ancak bu yasal değişiklik operasyonel olarak çalışmamızı değiştirmedi.  Şu anda son derece şeffaf bir yönetim var. Tüm faaliyetlerimiz, kârımız şeffaf bir şekilde tüm çalışanlarımıza açık.

Ajans kaç para kazanıyor, hangi müşteriden kaç ne alınıyor, bütün bunlar biliniyor. Her ay çalışanlarımız düzenli olarak kendi toplantılarını yapıyorlar.

Sibel Asna olarak, sizin ajanstaki pozisyonunuz ve varlığınız ne oldu?

Mentor. Bu kadar. Böyle de kalacak.

Şu an benimsediğiniz modeli diğer PR ajanslarının ya da şirketlerin de benimsemesini bekliyor musunuz?

Tabii ki bizler de biliyoruz ki dünyada da Türkiye'de de pek çok şirket böyle çalışmıyor. Ama ben inanıyorum ki onlar da zamanla evrilecekler. Belki bizim gibi bir rol modele de ihtiyaç var.

Öte yandan ben hep inanıyorum ki iletişim sektörünün bir iletişim denetleme mekanizmasına ihtiyacı var. Söylediğim gibi bu, çok tehlikeli bir meslek. Nasıl ki bankalar 2000 yılı öncesinde denetleme olmadığı için çığrından çıkmıştı… İletişim mesleğinin de regülasyonu olması lazım. Sektör derneği ve diğer ajanslarla birlikte üzerinde çalışılması gerektiğine inanıyorum.

Özellikle de etik kodlar konusunda çalışılmalı. Örneğin biz A&B olarak global Clean Creative oluşumunun Türkiye'deki imzacısıyız. Dünyada da ilk imzacılarından biriyiz. Fosil yakıtlarla çalışmama konusunda taahhüt veren iletişim ve danışmanlık şirketlerinin oluşturduğu bir platform bu. Eğer PR yapıyorsan önceliğin toplum ve çevre olmalı; şirketi önceliklendiremezsin. Dolayısıyla iletişim ajansları şirketleri iyileştirebilir. Şirketlere yol gösterirsiniz, onları daha iyi bir dünya için çalışmaya sevk edebilirsiniz. İlla vakıf şirketi olması gerekmiyor. Ama ben her şirketin kendi etik kodlarını yayınlamasını diliyorum. Ayrıca bu işe soyunan iletişimcilerin de kişisel manifestoları olması gerekiyor.

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş