Teknopark olarak rollerinin girişimciye doğru kurumsal kapıyı, doğru sermayeyi ve doğru yurt dışı bağlantısını zamanında sunmak olduğunu belirten Boğaziçi Teknopark Genel Müdürü Dr. Cem Duran, Boğaziçi Teknopark’ı üniversite merkezli bir kuluçka merkezinden dünya çapında bir üniversite inovasyon merkezine dönüştürmeyi hedeflediklerini ifade ediyor.
Yapay zekâ teknolojisinde yaşanan gelişmelerle birlikte teknoparklarda ne gibi değişimler gözlemliyoruz? Girişimcilerin bu yapılardan beklentilerinde değişimler yaşanıyor mu?
Teknopark tarafında en görünür değişim, yapay zekânın ayrı bir sektör olmaktan çıkıp neredeyse her Ar-Ge projesinin bir bileşeni hâline gelmesi. Birkaç yıl öncesine kadar “yapay zekâ şirketi” olarak tanımladığımız ayrı bir grup vardı. Bugün sağlık yazılımı geliştiren de, finans uygulaması üreten de, oyun stüdyosu da projesinin bir aşamasında yapay zekâ modellerinden yararlanıyor. Son iki üç yılda bize başvuran Ar-Ge girişimleri arasında projesinde yapay zekâ bulunmayan neredeyse kalmadı. Bu dönüşüm şirketlerin teknoparklardan beklentilerini de değiştirdi. Eskiden başvuruların ilk gerekçesi ofis ve vergi avantajıydı. Bugün ilk sorulan konular sunucu altyapısı ve bulut hizmetleri. Yapay zekâ alanında yetişmiş çalışan bulmak da şirketlerin en sık dile getirdiği sorunlardan biri hâline geldi.
Girişimci tarafında da tablo farklı değil. Bize gelen genç girişimciler teknolojiye zaten hakimler. Eksik oldukları alanlar pazara ulaşmak, finansmanı yönetmek ve ürünü satmak. Yapay zekâ rakiplerin geliştirme süreçlerini kısalttığı için sabırları azaldı. İki aylık bir programı iki haftada tamamlamak istiyorlar. Kuluçka merkezimizdeki girişimlerin bugün yaklaşık yüzde 40’ı yapay zekâ odaklı. Biz de programlarımızı bu tabloya göre yeniden tasarladık. Eğitimlerimizi sınıf düzeninden çıkardık. Girişimciler artık işin başında öğreniyor ve her hafta ürünlerinin geldiği noktayı paylaşıyor. Etiler’de açacağımız yeni alanı yapay zekâ ve oyun girişimlerine ayırdık. Başvuruların değerlendirilmesinde ve mentor eşleştirmesinde biz de yapay zekâ araçlarından yararlanmaya başladık. En önemli adımı ise finansman tarafında attık. Teknoparktaki şirketler, vergiden istisna tutulan kazançlarının yüzde 3’ünü girişim sermayesine aktarmakla yükümlüler. Biz organizasyonları, bu kaynağı kuluçka merkezimizdeki yapay zekâ girişimlerine doğrudan sermaye olarak yönlendirmeye teşvik ediyoruz.
Akademi ve sanayi arasında bir köprü kurma misyonu benimseyen bir organizasyon olarak siz kendinizi diğer teknoparklardan nasıl ayrıştırıyorsunuz?
Bizi diğer teknoparklardan ayıran ilk unsur Boğaziçi’nin girişimcilik kültürü. Bu yalnızca bizim değerlendirmemiz değil. StartupCentrum’un her yıl yayımladığı Türkiye Startup Ekosistemi Yatırım Raporları’na göre Boğaziçi Üniversitesi, yatırım alan girişimlerin kurucularının mezun olduğu üniversiteler arasında 2021 ve 2023’te birinci, 2024 ve 2025’te ise ilk üç sırada yer aldı. Bu sonuç köklü bir akademik geleneğin ve nitelikli insan kaynağının doğal bir yansıması. Ancak kendimize karşı dürüst olmak gerekirse bugüne kadar bu potansiyelin gerisinde kaldık. Kampüs içinde yeterli kuluçka ve teknopark alanı bulunmadığı için bu potansiyel uzun süre başka üniversitelerin teknoparklarına aktı. Boğaziçi Teknopark tam bu noktada bir köprü işlevi üstlendi. Rumelihisarı Kampüs’teki binamız, mühendislik bölümlerinin hemen yanında yer alıyor. Bir akademisyenle ya da öğrenciyle çalışmak isteyen Ar-Ge şirketi için aradaki mesafe birkaç adımdan ibaret. Kandilli’deki Yaşam Bilimleri Merkezi gibi gelişmiş laboratuvar altyapıları derin teknoloji çalışmalarına zemin hazırlıyor. Kuluçka hizmetlerimizi de tüm öğrencilere ücretsiz sunuyoruz. Bu yapıyı daha ileri taşımak için programlarımızı iyi örneklerle tek tek karşılaştırdık, eksiklerimizi belirledik ve hedeflerimizi buna göre yeniledik. Biz yalnızca alan kiralayan bir kurum değiliz. Boğaziçi’nin akademik ve girişimci birikimini sanayinin ihtiyaçlarıyla, pazarla ve yatırımcılarla buluşturan bir merkez olarak konumlanıyoruz.
Girişim programlarınızdan bugüne dek 100’den fazla mezun verdiniz. Bu programların detaylarından biraz bahsedebilir misiniz?
Programlarımızı tasarlarken tek bir yapıyla sınırlı kalmak yerine farklı kitlelere ulaşmayı hedefledik. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine ve akademisyenlerine yönelik iki programımız bulunuyor. Bunun yanı sıra üniversite ayrımı gözetmeden tüm gençlere açık olan ve kuluçka imkanı sunan genel bir programımız var. Çalışmalarımızı İstanbul’la da sınırlı tutmadık. Boğaziçi’nin bilgi birikimini Anadolu’ya taşımak amacıyla Batman’da bir girişim ofisi açtık ve Batman Girişimcilik Programı’nı başlattık.
Bu farklı kitleleri, basamaklarını girişimin olgunluk düzeyine göre belirlediğimiz tek bir merdivende buluşturuyoruz. Bir girişim fikir aşamasından ürününü dünya pazarına açana kadar ihtiyaç duyduğu desteği merkezimizden alıyor. Mezun olan girişimcilerin bir bölümü daha sonra yeni girişimcilere mentor ya da yatırımcı olarak geri dönüyor. Batman ofisimizdeki ekipler dahil, farklı olgunluk düzeylerinde 50’yi aşkın aktif girişimimiz var. Bugüne kadar 100’den fazla mezun verdik ve bunu bir başlangıç olarak görüyoruz. Hedefimiz bu yapıyı büyüterek mezun sayısını önümüzdeki dönemde binlere çıkarmak.
Önümüzdeki dönemde teknolojik girişim ve start-up’ların iş dünyasında nasıl bir rol oynamasını bekliyorsunuz?
Girişimler, büyük şirketlerin “gençler bir şeyler yapıyor” diye uzaktan izlediği deneysel yapılar olmaktan çıkıyor. Artık doğrudan tedarik zincirinin, Ar-Ge biriminin ve hatta rekabet stratejisinin birer parçası hâline geliyorlar. Yakın tarihli bir örnek bu dönüşümü güzel özetliyor. Toyota’nın araştırma enstitüsünden Ocak 2026’da ayrılarak kurulan Walden Robotics, Toyota’nın liderlik ettiği ve Nvidia, Boeing ve Samsung Ventures’ın da katıldığı bir turda 300 milyon dolar yatırım aldı. Asıl dikkat çekici olan ise yatırımın büyüklüğü değil, şirketin üretime geçiş hızı. Şirket kuruluşunun ikinci ayında Kuzey Amerika’daki bir Toyota fabrikasında çalışmaya başladı ve ilk denemeden gerçek üretim vardiyasına iki aydan kısa sürede geçti. Buradan çıkan ders açık. Bu organizasyonlar girişimlerden yalnızca sunum yapmalarını beklemiyor. Gerçek üretim hattını, mühendislik ekibini ve bütçeyi, pilot uygulamalar için onlara açıyor. Türkiye’deki büyük şirketlerin da aynı cesareti göstermesi gerekiyor. Pilot uygulamayı göstermelik bir vitrin olarak değil, gerçek iş ortamında sınanan bir taahhüt olarak ele almaları önem taşıyor. Biz de Ar-Ge ve kuluçka şirketlerimizi büyük organizasyonlarla bir araya getirirken tam olarak bunu amaçlıyoruz. Hedef sponsorluk değil, birlikte ürün geliştirme ve gerçek bir deneme sahası oluşturma. Girişimlerin de yalnızca yerel pazarı değil, ilk günden ihracatı ve dünya pazarını hedeflemesi gerekiyor. Türkiye’nin oyun ve mobil uygulama alanındaki başarı hikâyeleri bunun mümkün olduğunu gösterdi. Teknopark olarak rolümüz, bu geçişte girişimciye doğru kurumsal kapıyı, doğru sermayeyi ve doğru yurt dışı bağlantısını zamanında sunmak.
İstanbul dışında bir de Batman’da şube açtınız. Bu türden yerel girişimlerin önemi nedir ve ileride başka şubeler de açmayı planlıyor musunuz?
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın da yönlendirmesiyle Boğaziçi Üniversitesi’nin birikimini ve teknopark deneyimini yalnızca İstanbul’la sınırlı tutmak istemedik. Batman Girişim Ofisi’ni açarken amacımız İstanbul’daki modeli aynen kopyalamak değildi. Bölgenin güçlü yanı olan tarımsal üretim altyapısını bir saha laboratuvarına dönüştürmeyi hedefledik. Bu adım, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki gençlerin kendi illerinde kalarak teknoloji girişimcisi olabilmelerinin önünü açtı. Böylece hem beyin göçü sorununun çözümüne hem de bu gençlerin girişimcilik dünyasında söz sahibi olma hedefine doğrudan katkı sağlıyoruz. Anadolu’da büyük bir yetenek ve fikir birikimi var. Eksik olan doğru mentorluk, pazara erişim ve ürünü satacak kanallar. Biz bu imkanları doğrudan bölgedeki girişimcilere ulaştırıyoruz. Amacımız fırsat eşitliği yaratmak ve bölgesel kalkınmayı teknolojiyle desteklemek. Batman deneyimi bize iyi kurgulanmış bir yerel modelin büyük şehirlerin dışında da gerçek değer üretebildiğini gösterdi. Yakın zamanda başka bir ilde şube açma planımız yok. Önceliğimiz Etiler’de açılacak yeni kuluçka merkezimiz ve mevcut girişim ofislerimizin büyütülmesi.
Farklı ülkelerden size benzer teknoparklarla ortaklıklar planlıyor musunuz?
Evet, bu yönde çalışıyoruz. İlk adımı geçtiğimiz dönemde Lizbon’da attık ve orada iki haftalık bir hızlandırma programı yürüttük. Girişimlerimizi doğrudan yerel girişimcilik ortamına taşıyarak yatırımcılar, büyük şirketler ve mentorlarla yoğun bir program içinde buluşturduk. Portekiz’i bilinçli olarak seçtik. Ülke hem Avrupa pazarına açılan bir kapı hem de Türk girişimcilerin kültürel olarak kolay uyum sağlayabileceği, maliyet açısından da makul bir ortam sunuyor. Bu deneyim bize modelin işlediğini ve nelere dikkat etmemiz gerektiğini gösterdi. Şimdi bunu tek seferlik bir programdan kalıcı bir yapıya dönüştürmeye çalışıyoruz. Üzerinde çalıştığımız karşılıklı pazara giriş programı tam olarak bunu amaçlıyor ve iki yönlü işliyor. Bir yandan yabancı girişimlerin İstanbul’a güvenli ve hızlı biçimde girmesini sağlıyor, diğer yandan girişimlerimizin Avrupa’nın yanı sıra Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar, Doğu Avrupa ve Orta Asya gibi yakın pazarlara açılmasını destekliyor. Program üç aşamadan oluşuyor. Pazar bilgisi ve hazırlıkla başlıyor, ofis ve müşteri erişimiyle devam ediyor, pilot uygulama ve yatırımcı desteğiyle olgunlaşıyor. Hedefimiz tek taraflı bir davet değil, her iki tarafa da fayda sağlayan ortaklıklar kurmak. Lizbon’da başlattığımız temasların devamında bir Avrupa teknoparkıyla ortak yatırımcı günleri, karşılıklı mentor havuzları ya da ortak erken aşama yatırım fonları oluşturmayı planlıyoruz. Bu görüşmeler somutlaştıkça kamuoyuyla paylaşacağız.
Önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığınız yeni girişim ve projeler var mı?
Gündemimiz oldukça yoğun. İlk olarak akademisyenlere ve doktora öğrencilerine yönelik Derin Teknoloji Garage programını başlatıyoruz. Program, patent başvurusundan şirket kuruluşuna kadar tüm süreci desteklemeyi ve Kandilli’deki laboratuvarlarımızı ve yapay zekâ çalışmaları için gereken bilgisayar altyapımızı bu ekiplerin kullanımına açmayı amaçlıyor. İkinci başlık, az önce sözünü ettiğim karşılıklı pazara giriş programı. Lizbon’da attığımız ilk adımı kalıcı bir yapıya dönüştüreceğiz. Üçüncü başlık, büyük şirketlerle düzenli işleyen bir kurumsal inovasyon yapısı kurmak. Bugün dağınık biçimde yürüyen pilot çalışmaları, yatırımcıların ve kurumsal karar vericilerin teknoparkta sürekli bulunduğu bir düzene oturtmak istiyoruz. Girişim sermayesi fonlarına kirasız ofis tahsis etmeyi de değerlendiriyoruz, çünkü yatırımcıların fiziksel olarak burada bulunması girişimcilerimiz için değerli bir ilişki ağı anlamına geliyor. Son başlık fiziksel büyüme. Kısa vadede Etiler’de yapay zekâ ve oyun girişimlerine ayırdığımız yeni alanımızı açıyoruz. 2030 hedefimiz ise Kandilli ve Rumelihisarı kampüsleriyle birlikte 50 bin metrekarelik bir teknopark alanına ulaşmak. Tüm bu adımların ortak amacı, Boğaziçi Teknopark’ı üniversite merkezli bir kuluçka merkezinden dünya çapında bir üniversite inovasyon merkezine dönüştürmek.