Zeynep Balca Yılmaz

Werover CEO’su 

“Dönüşüm Yalnızca Teknoloji Sunmakla Değil, Güven Oluşturmakla Mümkün”

12 Ağustos 2026, Çarşamba

Werover CEO’su Zeynep Balca Yılmaz ile rüzgâr türbinlerinde yapay zekâ kullanımından sürdürülebilirlik ajandalarına ve şirketin küresel büyüme hedeflerine uzanan yolculuklarını konuştuk.

Yapay zekâyı genelde dijital süreçlerde konuşuyoruz ama siz onu büyük yenilenebilir enerji altyapılarını korumak için sahaya indiriyorsunuz. Yapay zekâ ve iklim teknolojileri yan yana geldiğinde nasıl bir gelecek vizyonu doğduğunu söyleyebilirsiniz? 

Biz yapay zekânın gerçek değerinin yalnızca dijital süreçleri hızlandırmasında değil, fiziksel dünyadaki kritik sorunları görünür ve yönetilebilir hâle getirmesinde ortaya çıktığına inanıyoruz. İklim teknolojileriyle birleştiğinde yapay zekâ; enerji altyapılarının yalnızca daha fazla üretmesini değil, daha güvenli, verimli ve uzun ömürlü çalışmasını da mümkün kılıyor. 

Werover’da geliştirdiğimiz Windrover teknolojisi ile, rüzgâr türbini kanatlarının çalışma sırasında oluşturduğu akustik verileri kesintisiz olarak topluyor ve yapay zekâ modellerimizle analiz ediyoruz. Böylece çatlak, delaminasyon, erozyon ve yıldırım kaynaklı hasar gibi anomalileri, ilerleyerek ciddi bir operasyonel probleme dönüşmeden önce tespit edebiliyoruz. Türbini durdurmadan gerçekleştirilen bu sürekli izleme yaklaşımı, bakım ekiplerine yalnızca “bir sorun var” uyarısı vermek yerine, sorunun niteliği ve gelişimi hakkında karar desteği sağlıyor. 

Bizim gelecek vizyonumuz, yenilenebilir enerji varlıklarının periyodik kontrollerle yönetildiği reaktif modelden, veriye dayalı ve öngörülü bir varlık yönetimi modeline geçilmesi üzerine kurulu. Bu dönüşüm sayesinde bakım faaliyetleri gerçek ihtiyaca göre planlanabilir, plansız duruşlar azaltılabilir ve ekipmanların kullanım ömrü uzatılabilir. 

Dolayısıyla yapay zekâ ve iklim teknolojilerinin kesişimi, yalnızca yeni enerji üretim kapasitesi oluşturmakla ilgili değil. Aynı zamanda mevcut temiz enerji altyapısını daha dayanıklı ve sürdürülebilir kılmakla ilgili. Gelecekte enerji sistemlerinin fiziksel sağlığını sürekli anlayabilen ve riskleri büyümeden yönetebilen akıllı altyapılara dönüşeceğini düşünüyoruz. Ayrıca insan faktörünü “problem arayan”dan çok, problem ortaya çıktığında daha hızlı ve objektif karar alabilen bir noktaya çekebiliyoruz. 

Yeşil dönüşüm süreçlerinde temiz enerji üreten altyapıların sürdürülebilirliği de oldukça kritik. Sistemlerin ömrünü uzatmak ve kaynak israfını engellemek gibi adımların Werover’ın sürdürülebilirlik ajandasındaki önceliğinden bahsedebilir misiniz? 

Windrover teknolojisini geliştirirken temel amaçlarımızdan biri, rüzgâr türbini kanatlarında oluşan hasarları erken aşamada tespit ederek zamanında müdahaleyi mümkün kılmak ve böylece kanatların kullanım ömrünü uzatmaktı. Çünkü yeşil dönüşüm yalnızca yeni yenilenebilir enerji santralleri kurmakla sınırlı değil; mevcut altyapıların mümkün olan en uzun süre boyunca güvenli ve verimli şekilde çalışmasını sağlamak da bu dönüşümün önemli bir parçası. 

Bugün sektörde türbin kanatları çoğunlukla yılda bir kez gerçekleştirilen periyodik denetimlerle kontrol ediliyor. Düzenli ve sürekli bir sağlık izleme sistemi bulunmadığında, iki denetim arasında oluşan küçük bir çatlak, erozyon veya delaminasyon uzun süre fark edilmeyebiliyor. Başlangıçta sınırlı bir müdahaleyle giderilebilecek bu hasarlar zaman içinde büyüyerek daha kapsamlı bir onarım, uzun süreli üretim kaybı, hatta kanadın tamamen değiştirilmesi ihtiyacını doğurabiliyor. Windrover, kanatların durumunu kesintisiz olarak izleyerek bu görünmeyen dönemdeki riskleri erken aşamada tespit etmeyi amaçlıyor. 

Bu sayede bakım ekipleri hasar kritik seviyeye ulaşmadan müdahale edebiliyor; daha planlı, hedefli ve düşük kaynak tüketen bakım kararları alabiliyor. Bu yaklaşım, gereksiz parça değişimlerinin, plansız saha operasyonlarının ve üretim kayıplarının azaltılmasına da katkı sağlıyor. Özellikle büyük ve ulaşılması güç sahalarda her denetim ve bakım operasyonu; zaman, insan kaynağı, lojistik ve enerji tüketimi anlamına geliyor. 

Dolayısıyla sürdürülebilirliği yalnızca üretilen enerjinin kaynağı üzerinden değerlendirmiyoruz. Bizim için temiz enerji altyapısının dayanıklılığı, kullanım ömrü ve yaşam döngüsü boyunca yarattığı kaynak tüketimi de aynı derecede önemli. Werover’ın sürdürülebilirlik yaklaşımının merkezinde, yenilenebilir enerji varlıklarından daha uzun süre ve daha yüksek verimle faydalanabilmek yer alıyor. 

Ulaşılması zor enerji sahalarından sürekli veri topluyorsunuz. Bu veriler, yenilenebilir enerji altyapılarında en sık karşılaşılan riskler ve verimsizlikler hakkında hangi ortak eğilimleri ortaya koyuyor? Bu içgörüler enerji şirketlerinin bakım ve yatırım kararlarını nasıl dönüştürüyor? 

Topladığımız verilerde gördüğümüz en önemli ortak eğilim, ciddi hasarların çoğunlukla bir anda ortaya çıkmaması. Kanat yüzeyinde veya yapısında küçük bir anomali olarak başlayan durum, çevresel koşulların ve türbinin sürekli maruz kaldığı dinamik yüklerin etkisiyle zaman içinde ilerleyebiliyor. Sorun, bu gelişimin yılda bir kez yapılan kontroller arasındaki dönemde görünmez kalması. Dolayısıyla sektördeki temel risklerden biri yalnızca hasarın kendisi değil, hasarın ne zaman başladığının ve hangi hızla ilerlediğinin bilinmemesi. 

Sürekli izleme sayesinde tek bir denetim anına ait fotoğraf yerine, kanadın zaman içerisindeki sağlık eğilimini görebiliyoruz. Aynı sahadaki türbinler benzer çevresel koşullarda çalışsa bile her kanadın aynı şekilde davranmadığını; bazı anomalilerin stabil kalırken bazılarının daha hızlı ilerleyebildiğini gözlemliyoruz. Bu da yalnızca takvime dayalı, tüm türbinlere aynı şekilde uygulanan bakım yaklaşımının kaynakları her zaman en doğru noktaya yönlendirmediğini gösteriyor. 

Bu içgörüler, enerji şirketlerinin periyodik bakımdan durum bazlı ve öngörülü bakıma geçmesini sağlıyor. Bakım ekipleri hangi türbinin öncelikli olduğunu, hangi bulgunun yakından izlenebileceğini ve hangi noktada fiziksel müdahale gerektiğini daha bilinçli şekilde belirleyebiliyor. Böylece drone denetimleri, teknisyen ziyaretleri ve onarım faaliyetleri gerçek ihtiyaca göre planlanabiliyor. 

Yönetim açısından ise sürekli sağlık verisi; bakım bütçelerinin, yedek parça ihtiyaçlarının ve operasyon takvimlerinin daha öngörülebilir hâle gelmesine yardımcı oluyor. Uzun vadede yatırım kararları da yalnızca ilk ekipman maliyetine göre değil, varlığın performansı, risk profili ve toplam yaşam döngüsü maliyeti üzerinden alınabiliyor. Böylece veri, teknik bir izleme çıktısı olmaktan çıkarak operasyonel ve finansal kararları destekleyen stratejik bir araca dönüşüyor. 

Geleneksel bakım ve denetim süreçleriyle çalışan enerji şirketlerinin yapay zeka tabanlı çözümleri benimsemesi hangi organizasyonel ve kültürel dönüşümleri gerektiriyor? Werover olarak müşterilerinizin bu dönüşümünü kolaylaştırmak için nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? 

Her sektörde olduğu gibi enerji sektöründe de daha önce uygulanmamış bir teknolojiye karşı başlangıçta belirli bir dirençle karşılaşmak doğal. Özellikle kritik ve yüksek maliyetli altyapıların yönetildiği bir alanda şirketler, yeni bir çözümü operasyonlarına dahil etmeden önce teknolojinin güvenilirliğini, mevcut süreçlerle uyumunu ve sağlayacağı somut faydayı görmek istiyor. Biz de Werover olarak sektörde daha önce bulunmayan, türbin kanatlarını kesintisiz olarak izleyen yeni bir yaklaşım geliştiriyoruz. Bu nedenle dönüşümün yalnızca teknoloji sunmakla değil, güven oluşturmakla mümkün olduğunun farkındayız. 

Yapay zekâ tabanlı çözümlerin benimsenmesi, takvime dayalı bakım anlayışından veriye ve varlığın gerçek durumuna dayalı karar alma kültürüne geçişi gerektiriyor. Bu süreçte yapay zekâyı saha ekiplerinin veya mevcut denetim yöntemlerinin yerine geçen bir unsur olarak değil, onların daha hızlı ve isabetli karar almasını sağlayan tamamlayıcı bir araç olarak konumlandırıyoruz. Teknolojinin ürettiği içgörülerin kurum içindeki teknik ekipler, yöneticiler ve karar vericiler tarafından anlaşılabilir olması da dönüşümün önemli bir parçası. 

Müşterilerimizin bu geçişini kolaylaştırmak için doğrudan demonstrasyonlara ve pilot uygulamalara öncelik veriyoruz. Şirketlerin teknolojiyi kendi türbinlerinde, kendi saha koşullarında ve mevcut denetim sonuçlarıyla karşılaştırarak değerlendirmelerine imkân tanıyoruz. Kurulumu kolaylaştırıyor; bulguları web paneli, mobil uygulama, düzenli bildirimler ve raporlarla anlaşılır hâle getiriyoruz. 

Aynı zamanda vaka çalışmalarımızı, doğrulama sonuçlarımızı ve sahadan edindiğimiz deneyimleri sektörle paylaşarak farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Çünkü kültürel dönüşüm, yalnızca bir teknolojinin satın alınmasıyla değil; faydasının görülmesi, sonuçlarının doğrulanması ve kurumun günlük karar mekanizmalarına güvenle dahil edilmesiyle gerçekleşiyor. 

Yeşil dönüşümün hızlanması için derin teknoloji girişimlerine büyük rol düştüğü bir çağdayız. Küresel temiz enerji pazarındaki bu dinamikleri düşündüğümüzde, Werover’ın önümüzdeki dönem için teknolojik odakları ve büyüme hedefleri nelerdir?

Werover bugün 10 ülkede aktif olarak faaliyet gösteriyor ve Windrover teknolojisi 1.000’den fazla rüzgâr türbininde kullanılıyor. Önümüzdeki dönemde temel büyüme hedefimiz, küresel pazardaki yayılımımızı hızlandırırken özellikle offshore rüzgâr enerjisindeki varlığımızı güçlendirmek. Belçika’da bir offshore rüzgâr santralinde faaliyet gösteriyoruz. Deniz üstü türbinlerin denetim ve bakım operasyonlarının daha zor, maliyetli ve hava koşullarına bağımlı olması, sürekli sağlık izleme teknolojilerini bu pazar açısından çok daha kritik hâle getiriyor.

Türkiye’de de deniz üstü rüzgâr enerjisine yönelik önemli bir dönem başlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından YEKA DÜRES-2026 yarışmasına ilişkin şartname taslağının yayımlanması, bu alanda yeni bir pazarın ve teknolojik ekosistemin oluşmakta olduğunu gösteriyor. Türkiye’de ortaya çıkmış ve bugün küresel ölçekte kullanılan bir teknoloji olarak, uluslararası offshore deneyimimizi gelecekte ülkemizde hayata geçirilecek projelere de taşımayı hedefliyoruz. 

Teknolojik açıdan ise Windrover’ı yalnızca “hasar var veya yok” bilgisi sunan bir izleme sisteminin ötesine taşıyoruz. Amacımız, rüzgâr türbini kanatları için kapsamlı bir “blade intelligence layer”, yani kanat zekâsı katmanı oluşturmak. Sistemimiz bugün hasarın türü, kategorisi, büyüklüğü ve zaman içindeki gelişimi hakkında bilgi üretebiliyor. Çatlak, delaminasyon ve erozyon gibi yapısal ve yüzeysel anomalilerin yanı sıra buzlanma ve yıldırım kaynaklı hasarların tespitine yönelik yetkinliklerimizi de geliştiriyoruz. 

Uzun vadeli vizyonumuz, farklı üretici ve türbin modellerinden elde edilen verileri anlamlandırarak enerji şirketlerine yalnızca arıza uyarısı değil; bakım önceliklendirmesi, risk analizi ve varlık yönetimi kararlarında kullanılabilecek bütüncül bir zekâ katmanı sunmak. Küresel büyümemizi de bu teknolojik derinlik üzerine inşa etmeyi, onshore’daki yayılımımızı sürdürürken offshore pazarda güçlü ve güvenilir bir teknoloji sağlayıcısı olmayı hedefliyoruz

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş