Bu yıl Sephora Collection, 30’uncu yılını kutluyor. Bu dönüm noktasında yenilikçi yaklaşımını yeni lansmanlarla güçlendirmeyi planlayan Sephora Türkiye, güvene dayalı ve tutarlı bir çoklu kanal deneyimiyle müşterileriyle olan bağını güçlendirmeye odaklanıyor.
Bugün yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada ekonomiler enflasyonla ya da belirsizlikle mücadele ediyor. Söz konusu durum hemen her sektörü olumsuz etkiliyor. Ancak güzellik ve kozmetik sektörü, görece olarak daha şanslı gibi… Bize biraz endüstrinin durumunu aktarır mısınız? “Ruj etkisi” söylemi gerçekçi mi?
Ekonomik belirsizlik dönemlerinde tüketici davranışları değişse de güzellik gibi kategorilerin insanlarla kurduğu duygusal bağ her zaman güçlü kalıyor. “Ruj etkisi” gerçek bir tüketici davranışına işaret ediyor; ancak bu, güzellik sektörünün ekonomik belirsizliklerden hiç etkilenmediği anlamına gelmiyor. Böyle dönemlerde tüketici daha seçici davranıyor, sepetini ve önceliklerini değiştiriyor. Buna rağmen kendini iyi hissetmesine, özgüvenine ve günlük rutininin küçük ama anlamlı parçalarına katkı sağlayan ürünlerden tamamen vazgeçmiyor.
Bugün bu etkiyi rujun ve ‘küçük lüks’ kavramının ötesinde değerlendirmek gerekiyor. Güzellik kişisel bakımın, iyi hissetmenin ve kendini ifade etmenin bir parçası. Prestij güzellik kategorisinin görece dayanıklılığını da bu duygusal ve işlevsel bağ açıklıyor. Ancak tüketici artık harcadığı her tutarın karşılığını daha dikkatli sorguluyor; performans, içerik, yenilik ve deneyim birlikte önem kazanıyor.
Endüstrinin Türkiye dinamikleri nasıl?
Türkiye, günümüzdeki en genç ve en dinamik güzellik pazarlarından biri.
Türkiye pazarını farklılaştıran üç temel unsur görüyoruz: Güzelliğe olan ilgili ve bilgi, değer performans önceliği ve güçlü deneyim beklentisi. Türkiye’deki tüketici dünyadaki yeni ürün ve marka lansmanlarını neredeyse eş zamanlı takip ediyor; ürünleri karşılaştırıyor, içerik ve yorumları araştırıyor. Dolayısıyla markalardan da yeniliğe hızlı erişim ve nitelikli danışmanlık bekliyor.
Diğer önemli dinamik ise fiyat hassasiyeti ile prestij ürünlerine yönelik isteğin aynı anda var olması. Tüketici daha seçici; satın alma kararında performans ve güven belirleyici. Bu nedenle doğru ürünün doğru ihtiyaca önerilmesi ve doğru fiyat noktasında olması çok önemli.
Türkiye’de müşterilerin ürünlerle ilk teması çoğu zaman dijitalde başlıyor. Ancak mağazada ürünü fiziksel olarak deneyimleme, alternatifleri aynı ortamda karşılaştırabilme ve uzman görüşü, kararın önemli bir parçası olmayı sürdürüyor. Kısacası bu pazarda başarı yeniliği hızlı ve erişilebilir biçimde sunarken hem çevrimiçi hem mağazada güven veren, tutarlı bir çoklu kanal deneyimi yaratmaktan geçiyor.
Peki Sephora olarak siz kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Öncelikle, bugün Türkiye’deki yapılanmanızı aktarır mısınız?
Sephora Türkiye’de 2007’den beri faaliyet gösteriyor. 2019’da çevrimiçi mağazamızı açtık; bugün 11 şehirde 46 mağazamız ve çevrimiçi satış kanalımızla hizmet veriyoruz. Yaklaşık 150 marka ve 10 binden fazla üründen oluşan bir seçkimiz var. Türkiye genelindeki varlığımızı güçlendirirken, müşterilerimizle farklı lokasyonlarda ve yeni konseptlerle buluşmaya devam ediyoruz.
Bu yaz Bodrum Yalıkavak Marina’da Bodrum’daki ilk, Türkiye’deki Playa konseptindeki ikinci mağazamızı açtık.
Prestij güzellik alanında, ürün çeşitliliğinin ötesine geçen uzmanlık odaklı ve bütünsel bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Bunun merkezinde dört unsur var: Güçlü marka kürasyonumuz, güzellik danışmanlarımızın uzmanlığı, müşterinin ihtiyacına göre sunduğumuz hem fiziksel hem de dijital servisler ve tüm kanalları birbirine bağlayan omnichannel deneyim. Müşterilerimiz mağazalarımızda ürünlere ulaşmanın yanı sıra onları deneyebiliyor, alternatifleri karşılaştırabiliyor ve doğru seçimi yaparken uzman desteği alabiliyor. Tam da bu nedenle Sephora’yı yalnızca ürün sunan bir perakendeci değil, güzellikte keşfe yön veren, trendleri müşterileriyle buluşturan ve her temas noktasında ilham veren bir deneyim markası olarak konumlandırıyoruz.
Sephora pazarlarda nasıl bir büyüme stratejisiyle ilerliyor? Bu büyümede omnichannel deneyimi ve müşteri sadakatinin yeri ne?
Büyüme stratejimiz üç ayağa dayanıyor: Fiziksel erişimimizi doğru lokasyonlarla genişletmek, güçlü ve farklılaştırılmış marka seçkimizi büyütmek, çevrimiçi ve mağaza deneyimini tek bir yolculuk hâline getirmek.
Omnichannel, müşterinin Sephora deneyimine nerede başlarsa başlasın aynı yolculuğu kesintisiz şekilde sürdürebilmesini sağlayan temel altyapımızı oluşturuyor. Örneğin Click & Collect ile çevrimiçi siparişler mağazadan teslim alınabilirken, Sephora+ sayesinde müşterilerimiz mağazada bulunmayan ürünleri de çevrimiçi olarak sipariş edebiliyorlar. Booxi, My Client, Self Check-Out, Fragrance Discovery ve bu sene henüz çok yeni lanse ettiğimiz Beauty Scan gibi servislerimiz ise alışverişi ve doğru ürün seçimini kolaylaştırırken mağazadaki uzmanlığımızı dijital olanaklarla destekliyor.
Sadakat programımız ise bu büyümeyi sürdürülebilir kılan en önemli araçlardan biri. Tek seferlik alışverişi uzun vadeli bir ilişkiye dönüştürmemizi, müşterinin tercihlerini daha iyi anlamamızı, daha ilgili öneriler ve ayrıcalıklar sunmamızı ve her temas noktasında deneyimi geliştirmemizi sağlıyor. Dolayısıyla bu program bizler için müşterilerimizle bağ kurmanın ve tekrar tercih edilmenin temeli olarak konumlanıyor.
Dijitalleşme, özellikle de yapay zekâ gibi yeni nesil teknolojilerinin kullanımı bugün iş dünyası için son derece kritik. Bize Sephora’nın dijitaldeki yaklaşımını aktarır mısınız? Yapay zekâyı çalışmalarınıza nasıl dahil ediyorsunuz?
Sephora olarak dijitalleşmeyi müşteri deneyimini zenginleştiren stratejik bir araç olarak görüyoruz. Dijital stratejimizin merkezinde kişiselleştirme, kesintisiz alışveriş deneyimi ve inovasyon yer alıyor. Çevrimiçi ve fiziksel mağaza kanallarımızı birbirine entegre ederek müşterilerimize daha kişisel, kolay ve tutarlı bir alışveriş deneyimi sunmayı hedefliyoruz.
Yapay zekâ ve yeni nesil teknolojilerden müşterilerimizin ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve doğru ürünleri keşfetmelerini kolaylaştırmak amacıyla yararlanıyoruz. Örneğin, Color iQ teknolojimiz müşterilerimizin cilt tonlarına uygun ürünleri bulmalarına yardımcı olurken, Virtual Try-On uygulamamız makyaj ürünlerini dijital ortamda deneme imkânı sunuyor. Yapay zekâ destekli Beauty Scan uygulamamızla da müşterilerimizin güzellik tavsiyeleri alabilmelerini ve kendilerine uygun ürünleri keşfetmelerini hedefliyoruz.
Bizim için teknolojinin gerçek değeri, müşterilerimize somut fayda sağlamasında yatıyor. Yapay zekânın sunduğu olanaklarla daha kişiselleştirilmiş, yenilikçi ve güven veren bir güzellik deneyimi sunmayı amaçlıyoruz.
İş dünyasının geçmekte olduğu paradigma değişiminde sürdürülebilirlik temelli iş yapış biçimleri önemli yer tutuyor. Bu bağlamda Sephora nasıl ilerliyor?
Sephora’da sürdürülebilirliği ürün seçiminden ambalaja, mağaza operasyonlarımızdan tüketici alışkanlıklarına kadar uzanan bütünsel bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşımın çerçevesini global Green Heart stratejimiz oluşturuyor. Green Heart, karbon emisyonlarını azaltmak, daha sürdürülebilir tüketimi teşvik etmek, ambalaj ve atık süreçlerini yeniden düşünmek ve çalışanlarımızı bu dönüşüme dahil etmek olmak üzere dört ana alana odaklanıyor.
Müşterilerimizin ürünler hakkında daha bilinçli seçimler yapabilmesini sağlamak da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Clean at Sephora, Sephora’nın belirlediği formülasyon kriterlerini karşılayan ve belirli içerikleri içermeyen ürünleri görünür kılan bir seçki sunuyor. Böylece müşterilerimiz, kendi önceliklerine uygun ürünleri daha kolay ayırt edebiliyor.
Planet Aware at Sephora ise ürün formülünün ötesine geçerek markaların çevresel yaklaşımını daha bütünsel biçimde değerlendiriyor. İçeriklerin tedarik edilme biçimi, ürün formülasyonu, ambalaj, markaların çevresel taahhütleri ve tüketicilere sundukları şeffaflık gibi farklı kriterleri karşılayan markaların ürünleri, Planet Aware işaretiyle öne çıkarılıyor. Böylece müşterilerimiz, çevresel duyarlılık konusunda belirli kriterleri karşılayan ürünleri daha kolay keşfedebiliyor.
Kısacası Clean at Sephora ürünün formülüne, Planet Aware ise markanın daha geniş çevresel etkisine odaklanıyor. Bu iki işaret sayesinde müşterilerimize daha fazla şeffaflık sunmayı ve daha bilinçli güzellik seçimlerini kolaylaştırmayı amaçlıyoruz.
Önümüzdeki dönemde müşterilerimizi de sürdürülebilirlik çalışmalarımızın aktif bir parçası hâline getirecek, Türkiye’ye özel yeni bir uygulamayı hayata geçirmeye hazırlanıyoruz. Bu projede boş parfüm şişelerinin mağazalarımızda toplanarak geri dönüşüme kazandırılmasını ve ambalajların yeniden değerlendirilmesini teşvik etmeyi ve böylece daha sorumlu tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz. Çalıştığımız birçok güçlü parfüm markalarında yeniden dolum opsiyonlarının da bulunuyor olması şişe tüketimini azaltmaya ve hem daha bilinçli hem de daha ekonomik bir tüketim sağlamaya da yardımcı oluyor.
Sephora Collection’ın Sephora dünyası içindeki stratejik konumu nedir? Markanın inovasyon, erişilebilirlik ve kalite eksenindeki yaklaşımı, Sephora’nın uzun vadeli hedeflerine nasıl katkı sağlıyor?
Sephora Collection, Sephora’nın kendi ismini de taşıyan en özel markalarından biri ve müşterilerimizin de en çok tercih ettiği markalar arasında yer alıyor. Sephora’nın dev güzellik ekosistemi içinde, kendi ürünlerini en son trendlerden esinlenerek, en doğru zamanda ve fiyat noktasında geliştirerek, yenilikleri doğrudan tüketiciyle buluşturan önemli bir marka konumunda. Bugün Türkiye’de en fazla yeni müşteriyi Sephora Collection markamız sayesinde kazanıyoruz
Markamızın gücü, inovasyon, kalite ve erişilebilirlik arasında kurduğu dengeden geliyor. Makyaj, cilt ve saç bakımı kategorilerinde sunduğu geniş ürün çeşitliliği ve güçlü fiyat-performans dengesiyle Sephora Collection güzellikteki yenilikleri daha geniş bir tüketici kitlesine ulaştırıyor.
Bu yıl Sephora Collection için ayrıca özel bir yıl; markamızın 30’uncu yılını kutluyoruz. Bu dönüm noktasında yenilikçi yaklaşımımızı yeni lansmanlarla güçlendirmeye devam ediyoruz. Kısa süre önce lanse ettiğimiz It’s A Stretch Mascara da bunun güçlü örneklerinden biri. Tubing teknolojisine sahip formülü sayesinde 24 saate kadar kalıcılık sağlıyor ama aynı zamanda ılık suyla çok kolay temizleniyor. Bu sayede uzun süre kalıcılıktan ödün vermeden, günlük güzellik rutinini kolaylaştıran pratik bir kullanım deneyimi sunuyor.
Tüm bu yaklaşımımızla Sephora Collection, inovasyonu erişilebilirlikle buluşturarak Sephora’nın uzun vadeli büyüme stratejisinin ve daha geniş kitlelere ulaşma hedefinin de merkezinde güçlü bir marka olarak yer alıyor.
Önümüzdeki süreçte Sephora Türkiye’yi nereye taşımayı hedefliyorsunuz? Gelecekte öncelikle hangi alanlara odaklanacaksınız?
Önümüzdeki dönemde odağımız değişmeyecek, yalnızca gelişecek: Müşterilerimize ilham veren, deneyim odaklı ve kapsayıcı bir güzellik dünyası sunmaya devam edeceğiz. Türkiye, global büyümeye sağladığı önemli katkılarla, Sephora için stratejik açıdan çok önemli pazarlardan biri. Büyümemizi yeni mağazalarla erişimimizi artırarak, dünyanın en heyecan verici markalarını Türkiye’ye kazandıran güçlü marka kürasyonumuzla ve gelişen omnichannel deneyimimizle sürdüreceğiz.
Teknoloji, kişiselleştirme ve sürdürülebilirlik alanlarındaki yatırımlarımızı artırırken güzellik topluluğumuzu da büyütmeyi hedefliyoruz. Büyüme anlayışımızı, ticari hedeflerin yanı sıra yarattığımız toplumsal ve kültürel etkiyle birlikte ele alıyoruz.
En büyük hedefimiz ise aynı kalıyor: Güzelliği tek bir kalıba sığdırmayan, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği ve ait hissedebildiği bir dünya yaratmak. Global marka konumlandırmamız olan “We Belong to Something Beautiful”ın merkezinde de bu anlayış yer alıyor. Çünkü Sephora için güzellik, görünümden çok daha fazlasını ifade ediyor; insanların kendileriyle kurdukları bağın ve özgüvenlerinin en güçlü ifadelerinden birini oluşturuyor.