Sürdürülebilirlik Sorumluluğu Size Ne Getirir?

30 Ocak 2017, Pazartesi

Dünyada uluslararası normların işlerlik kazanması ve özellikle ülkelerin karbon emisyonları konusunda vermeye başladıkları taahhütler, hem daha çok şirketin rapor hazırlaması hem de raporların kalitesinde ilerleme gibi sonuçları beraberinde getiriyor.  2014 yılında Mc Kinsey’nin yaptığı araştırmaya göre 2010 yılı ile karşılaştırıldığında  CEO’ların en çok önem verdiği konular arasında sürdürülebilirlik her yıl artan bir grafik çiziyor. 2015 yılının başında dünyanın en iyi CEO’larını seçerken HBR değerlendirme metodolojisini geliştirerek kriterlerin içine yüzde 20 oranında sürdürülebilirlik değişkenlerini ekledi. Bunun sonucunda Novo Nordisk CEO’su Lars Rebien Sorensen yılın CEO’su olurken geçen yılın birincisi Amazon’un CEO’su Jeffrey Bezos 76. sıraya düştü. Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkün.

Şirketlerin kâr amacı gütmenin yanı sıra, sosyal ve çevresel sorumlulukları da var. Sürdürülebilirlik raporları şirketlerin kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde, ekonomik getirileri ile sosyal ve çevresel etkilerini nasıl dengelediklerini, risk ve fırsatları sürdürülebilirlik bakış açısıyla nasıl ele aldıklarını şeffaf bir şekilde paylaşmak amacını güdüyor.

Sürdürülebilirlik raporlarının bu doğrultuda 3 çok önemli faydası olduğunu söyleyebiliriz: Paydaş katılımını sağlamak, iç ve dış farkındalık yaratmak, anlaşılabilir ve ölçülebilir hedefler belirlemek

Paydaş katılımını sağlamak. Bir şirket sadece yönetim ve çalışanlarından meydana gelmiyor. Şirket dediğimizde, ulaşabildiği, dokunabildiği her şey o bütünün birer parçası; müşteriler, tedarikçiler, yatırımcılar, çalışanların aileleri, bulunduğu çevre, ekosistem, sivil toplum kuruluşları, kamu ve diğer paydaşlar şirketin etki alanının içine giriyor. Bu yüzden de şirketin, aldığı tüm stratejik kararlarda sadece kendisinin değil, paydaşlarının çıkarını da gözetmek, onların da birçok konuda görüşünü almak gibi bir sorumluluğu bulunuyor. Sürdürülebilirlik raporu kararların paydaşların da katılımıyla nasıl alındığı, paydaşlara yönelik olumlu ya da olumsuz ne gibi bir etki yaratıldığını açık ve net bir şekilde görmemizi sağlıyor. Örneğin, şirketimizde sürdürülebilirlik çalışmalarını başlattığımızda öncelikle bir anket hazırlayıp çalışanlarımız dahil tüm paydaşlarımızın bizi nasıl gördüğünü ve bizden ne beklediklerini anlamaya özen gösterdik. Sonraki tüm adımlarımızı paydaş anketimizin sonuçlarına göre şekillendirdik.

İç ve dış farkındalık yaratmak. Bu konu özellikle Türkiye açısından çok önemli. Türkiye’de sürdürülebilirlik konusu genelde büyüme ya da çevre ile birlikte kullanılan bir kavram. Hâlbuki sürdürülebilirlik uzun vadeli yaklaşımıyla, büyümeden çok gelişme ve sadece çevre değil sosyal etkiyi de kapsayan bir kavram. Dolayısıyla bu raporların, sürdürülebilirlik kavramının daha iyi anlaşılması, özümsenmesi ve sürdürülebilir bir gelecek adına sadece şirket değil birey olarak da birçok sorumluluğumuz olduğuna yönelik, hem şirket içi hem de şirket dışında farkındalık yaratılması açısından çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Basit bir örnek vermek gerekirse, şirketimizde araba alımı esnasında takdiri çalışanımıza bırakmakla birlikte, seçime tabi olan araçların karbon emisyonlarını da seçim kriteri olarak belirledik. Bu kriteri gören çalışanlarımız alımlarında hibrid modelleri tercih etmeye başladılar.

Anlaşılabilir ve ölçülebilir hedefler belirlemek. Sürdürülebilirlik raporlarının içerik olarak en önemli paylaşımlarından birinin şirketin paydaşlarının da katılımıyla belirlediği hedeflerini anlaşılabilir ve ölçülebilir hale getirerek sunmasındır. Bu hedeflerin sadece para ile ölçülmeyen, sera gazı emisyonu, insan sermayesi, çalışan sürekliliği gibi ekonomik dışsallık olarak nitelendirilen etki alanlarını da kapsadığını belirtmemde fayda var. Sürdürülebilirlik raporları bir yandan şirketin raporlama yılı itibarıyla ne durumda olduğunu gösterirken diğer yandan, sürdürülebilir bir gelişim sağlamak için ne gibi somut adımlar atacağını da gösterir. Tabii bu hedeflerin yazılı olarak sunulmasının sonraki dönemlerde bunlara uyum konusunda bir yaptırım niteliği taşıdığını da unutmamalıyız. Burada genel yaklaşımın işletmelerin başarılı oldukları konuları ön plana çıkarıp raporlarında çok da eksik kaldıkları yönleri belirtmemek olduğunu görüyorum. Halbuki eksiklikler ve sorunlar tüm işletmelerde mevcut. Ancak burada işletmenin şeffaf bir biçimde problemin ne olduğunu tanımlayıp bunu kısa, orta ve uzun vadede hangi ölçülebilir kriterlerle, nasıl çözmeyi hedeflediğini paylaşması beklenir.    

Uzun bir yolculuğun ilk durağı

Türkiye’de iş dünyasının bu konuya yeni ısınıyor olduğunu ve özellikle BİST sürdürülebilirlik endeksinin kullanılmaya başlanması ile birlikte sürdürülebilirlik raporlaması konusunun daha çok gündeme geldiğini görüyorum. Tabii farkındalığın sadece büyük şirketler nezdinde artıyor olması  yeterli değil. Sosyal ve çevresel etkiyi kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde şirketlerin tüm operasyonlarına entegre etmenin, tüm şirketlerin ajandasında en üstteki yeri almasının sürdürülebilir bir gelecek bırakmak adına vazgeçilmez bir seçim olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de 2012 yılında konu ile ilgili tezimi yazarken sürdürülebilirlik raporu yazan firmaların sayısı 60 civarındaydı. Şu anda 100’e yakın firma sürdürülebilirlik raporu hazırlıyor. Öte yandan bu raporların arasında GRI standardına göre hazırlanan rapor sayısı 2005 yılında 1 adet iken 2016 yılı itibarıyla GRI standardına göre yazılan rapor sayısı 54’e ulaşmış durumda.

Sürdürülebilirlik raporu hazırlamak uzun bir yolculuğun ilk durağı gibidir. Bir işletme için sürdürülebilirlik yaklaşımını insan, gezegen ve kâr 3’lüsünü (3P-People Planet, Profit) gözeterek, tüm paydaşlara değer yaratmak amacıyla operasyonlara entegre edebilmek, herhangi bir değişim değildir. Her şeyden önce yapılan işin felsefesini ilgilendirir ve atılan her adımda “neden?” sorusuna “sürdürülebilirlik sorumluluğu” çerçevesinde cevap aramayı gerektirir. İşletmenin stratejik odaklarını ve kültürel değişimini de tetikleyecek olan bu felsefeyi eğer en başta işletmenin yönetimi benimsemiyorsa işiniz çok zor.   

Bu yüzden raporlamanın, şık bir pazarlama aracı olarak kullanılmaktan çok gerçekten işin felsefesini anlayıp, uzun bir sürecin ilk adımlarından biri olarak nitelendirildiği noktada gerçek amaca hizmet edeceğini söyleyebilirim. 

Paylaş:

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş